KÎMA... (?) profil resmi
KÎMA... (?) kapak resmi
Söylesene vera ,çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpe değildir ...
bazen Ölmek istiyorum ,beni yeniden doğurman için ...#yağmura sesleniş...
Edebiyat
Lisans
Çocukların güzel yüreği
Dünya
Kadın
25 okur puanı
17 Oca 22:19 tarihinde katıldı.
Söylesene vera ,çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpe değildir ...
bazen Ölmek istiyorum ,beni yeniden doğurman için ...#yağmura sesleniş...
Edebiyat
Lisans
Çocukların güzel yüreği
Dünya
Kadın
25 okur puanı
17 Oca 22:19 tarihinde katıldı.
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    Çocukları şehirler değil Analar doğurur ...

    #Murat tekin .
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    Cehaleti yenmek iddiasında isen, işe cahili de sevmekle başlamalısın..
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    'Yaklaşık 10 sene evvel'

    -Anneanne, bu basma çiçekli perdelerini hiç atma olur mu? Bana sakla.
    "Ne yapacacaksın kızım bu perdeleri, çok eskidiler baksana.. Deden tee düğün zamanı almıştı bunları bana. İlk kendisi asmıştı bu pencerelere. Gelin kızlık perdelerimdi yani, o gidince değiştiremedim kaldılar öylece. Modası geçmiş diyorlar, doğru mu?"
    -İlerde kendi evim olduğunda en güzel odamın penceresine asıp önünde çiçekli şiirler okuyacağım. Doğru, pek kalmadı bunlardan, o yüzden bana saklamanı istiyorum senden..
    "Çiçekli şiirler de neymiş? Kara damat baban anneni alana kadar gelip gidip pencerenin önünde yanık yanık bir şeyler söylenip dururdu dayın onu yakalayana kadar. Öyle bir şey mi?"
    -Belki de öyledir anneanne, okuyayım mı sana? (Oku demesini beklemeden)

    "Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
    Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
    Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
    Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
    Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
    Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
    Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
    Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
    Bir yağsam pahalıya malolacağım.
    .... "

    Dağılmamıştı o zamanlar o gövdem; yaklaşık 14-15 yaşlarında ve lise yıllarımın başlarındaydım. Dışarıdan bakıldığında az çok sağlam bir insandım. Yalnızca okudukça canımı yakan bir şeyler vardı, en derinimde hissettiğim, okudukça yaşadığım, yaşadıkça o acıya alıştığım... Evet gerçekten öyle çok okumuştum ki elimde yıpranan, paramparça olan o kitabı, her bir cümlesi ezberimde olmasına rağmen her okuyuşumda ayrı bir cümlenin altını çizip ayrı bir dizeye ağlamaktan kitabım gözyaşı, sayfanın arkasına işlemiş kalem izleri ve Didem'e söylemek istediklerimi yazdığım notlarla dolmuş, okunmaz hâle gelmişti. Ahh, bir an söylemeyi unuttum hangi kitap olduğunu; Pulbiber Mahallesi. Metis yayınlarının Mart 2007 basımlı kitabı, bu hayatta sahip olduğum en değerli eşyalardan birisi.

    Yıllarca okudum bu kitabı, ilk kez okuyor, ilk kez anlıyormuşum gibi; okudukça anlattım, anlattıkça ağladım; ağladıkça ağlattım.
    Neydi beni bu kadar derinden etkileyen? Yarası yarasına denk gelmedikçe anlar mıydı insan bir ötekinin hâlini? Pek tabii anlamazdı ama ben anlamıştım; yarası yarama denk gelmedi çünkü, yaramı delip geçmişti resmen... Yara dedim de aklıma geldi, iliştireyim hemen şuracığa şu dizeleri:

    "Bazı yaralar yararlıdır buna inan
    Bazı yaraların ortasından küçücük bir el
    Sanki geçmişine çiçek uzatır
    Bazı yaralardan sızan kanla
    Tüm geleceğin yıkanır..."

    Ama bizim yaramız yararlı olan cinsten değildi pek, geleceğimiz falan da yıkanmadı. Aksine, yıkamaya kıyamadığımız koklamaktan kokusu kaybolmuş bir avuç eşya, bir çift terlik ve yavaş yavaş hatırlardan da kaybolmaya başlayan anılar yığını kaldı geriye ve en canımı yakanı da o unutulmuş ses tonu...

    "Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır.
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı."

    Diyordu 'Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım!' şiirinde. Ve gün geldi ben de tıpkı onun gibi şunu söyledim:

    "Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
    Anne!"

    Beni bu kadar iyi anlatan başka bir dizeye denk gelmedim ki daha evvel, nasıl sahiplenmeyeyim böylesine? Sahiplendim işte, bir anne gibi, bir evlat gibi, Füsun gibi...
    Kim mi bu Füsun? Hem annesi, hem kızı...
    Didem annesi Füsun'u genç yaşta kaybetti, Füsun annesi Didem'i 41 yaşında kanserden kaybetti.
    Şöyle diyordu veda etmeden önceki son şiirinde:

    "Füsunun yeşil ela gözleri var
    Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
    Ve bana anne deyişi var
    Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
    Bu kahveleri seviyorum ahbap
    İçimi pembe bulutlar kaplıyor
    Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum."

    Böylesine pembe, tatlı, şirin bir hayattan bahsettikten sonra şöyle devam ediyor:

    "Sonra ağrılar, sonra hastaneler ve sonra doktorlar...
    Şeker donup yapışıp kalıyor bir kağıda
    Acı bazen öyle yoğun, çok yoğun
    Patlak gözlü bir kurbağa
    tarifsiz çirkin ve kel."

    Şu hayatta yalnızca daha 2 kitabı, rutubetli bir bodrum kat dairesi ve bir kızı varken kanser ondan her şeyini almaya kalkıyor. Acının her hâlini yaşarken çok sevdiği saçlarından oluyor, kendini tarifsiz, çirkin ve kel olarak tanımlıyor. Saçlarına değiniyor yine son şiirinde, ve bir de vakti zamanında saçlarının değerini bilmeyenlere...

    "Bana bazı şarkılar lazım ahbap
    hafif şarkılar, acı olmayan şarkılar
    çok şarkıya ihtiyacım var
    Tutam tutam saçlarımı savuracak şarkılar
    Saçlarımla ne yapacağını bilemeyenler
    Bir gün onları kaybederler
    Böyle bir şey yani ahbap
    Çok acıyor. Saçlar zaman zaman."

    İşte böyle baylar! Sevdiğiniz kadınların saçlarının tek bir telinin bile değerini bilin, saçlar da acır zaman zaman... Siz hissetmezsiniz.

    Bir kaç yıl evveldi, yeni bir eve taşınacağım. Israrla bodrum kat istiyordum, kot1 diyorlar adına. Eh tabi o katta kalmak isteyecek ev arkadaşı bulmak da çok güç. Öğrenciyim, tek başıma da çıkamıyorum derken biriyle tanıştım. Çok az tanıdım kızı, ev arkadaşı aradığımı ancak bodrum katta istediğimi söyledim. Çok güldü. Saçma buldu ve ısrarımı anlayamadı. Ona Didem'i anlattım, kendimi onda bulduğumu, kısa bir süre onun gibi yaşamak istediğimi, ilerleyen zamanlarda isterse başka bir eve çıkabileceğimizi.. Ona bir kaç şiirini okudum:

    "Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
    Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
    Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
    Fakat korkuyorum. ..."

    Aradan bir ay bile geçmedi; bir eve çıkmış, anneannemin çiçekli perdesinin önünde her akşam onun mısralarını okuyor, tahlil ediyor, onu anlıyorduk. Az da ağlamadık birlikte. Bilmiyordum başta, oysa onu da bıçak gibi delmiş geçmiş şiirleri. İki ay kadar o evde kaldıktan sonra değiştirdik yerimizi, bodrum kat prensesimin çiçekli şiirlerini yalnızca okumadım, yaşadım resmen orada...

    Aradan yıllar geçti, yollar geçti, insanlar geçti...
    Ama bir şiirler değişmedi bir de benim hissiyatlarım. Lise yıllarımda yayımlanmış bir kitabı vardı, şimdi 3 kitabı. Okumaya doyamadığım, kısa ama benim için gelmiş geçmiş bütün şiir kitaplarına bedel 3 ayrı kitap...

    Bunca zaman inceleme yazmadıysam da cesaret edemediğimden.. Ona olan sevgimi yansıtamayacağımdan korktuğumdan, ki o kadar şey yazdım yine anlatamadım, günlerce yazsam yine anlatamam... Ve bu yazdıklarım tek bir kitabına değil 3 eserine birden ve hatta Madak'a ithafendir. 3 kitabından da alıntılara yer verdim. Tek bir kitap ismi yazma hakkımız olduğu için bunu işaretledim.

    Anlatmak isteyip anlatmadığım onlarca şey var, ilerleyen zamanlarda belki diğer kitaplarına olan incelemelerimde de onlardan bahsederim. Şimdilik şu dizelerle sonlandırıyorum, selametle kalın.

    "İki sigaram kaldı bu gece için
    Yüzyıl yetecek çocukluğum,
    İki muhabbet kuşum,
    Biraz da ateşim var.
    Dua ediyorum ateşe
    Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
    Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
    Aman umutsuz bir yer olmasın!"
  • Biz ünv gençleri olarak bi topluluk kurduk ve bu topluluğun toplanmasindaki amaç i güzele yönelerek toplumu da buna katmak olacak ...
    İlk etkinligimiz, toplumsal duyarlilik için basit bi şey belki belki de saçma gelebilir ama çöp toplamak olacak .. ve sonrasinnda çocuklara yönelik ,yaşlılara yönelik ,engellilere yönelik ,kitap okuma ,kitap toplama gibi etkinliklerimiz olacak( inşallah) ... bu konuda siz değerli okurlardan istediğim aklınıza gelen etkinlikleri aktarmaniz olacak ... topluluğun adı " Mavi gönüller." Amblemimiz kelebek kanatlı mavi kitap ...
    Niye mi anlatıyorum bunu size sizden güzel bi slogan beklentim var ... ben bulduğumu çok begenmedim en azından yetersiz gördüm biraz daha güçlü durmalı ... söz sizde değerli okurlarım ... 😊🌸🌼🐤🌼
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    İstanbul Çapa Kızılay Kan Merkezi' ne verilmek üzere; doğum yapan Kader Kaşıkçı için çok acil AB Rh(-) negatif kana ihtiyaç vardır. Lütfen PAYLAŞIN Bulunsun!

    İletişim: 0536 920 19 43
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    Pazar, 24 Ocak 1993 öğle saatleri evde izinliyim gelen telefona kadar. Arayan ekip arkadaşım; ‘’ Hadi hazırlan seni almaya geliyorum ‘’ dedi. Ne oldu ‘’dedim? ‘’Uğur Mumcu evinin önünde öldürüldü, evine gidiyoruz’’ Daha basına tüm detaylar yansımamış , polis telsizlerinde anonslarda manşet haber. Amcamı aradım ''amca dedim biliyor musun ne oldu? Hani sen bana imzalı kitabı yollamıştın ya Sakıncalı Piyade ama sakın kızım ulu orta okuma malum sakıncalı yazarın sakıncalı kitabı demiştin, işte o sakıncalı piyade öldürüldü. Şimdi evine gitmem lazım sonra ararım seni '' dedim ve kapadım telefonu.
    Ankara’da yaşayanlar bilir Çankaya Karlı Sokak şimdiki adı artık Uğur Mumcu Sokak oldu, mahşer yeri sanki. Basın orada, sağlıkçılar orada , siyasetçiler orada, halk orada , yakınları orada, üzüleni orada, sevincini neredeyse zil takıp oynacak o denli belli eden SAKINCASIZLAR orada.
    O havada, adını inkar etmiyor sokak da, karlı buz gibi. 11 yaşında kızı orada, 16 yaşında oğlu orada , şaşkın bir halde araca binmek için daha evinden çıkmadan patlama sesini duyan eşi orada.
    Uğur Mumcu, aracı ısıtmak için eşi ve çocuklarından önce çıkıyor evden ve aracını çalıştırdığı anda gümmm patlayan bomba.
    Neler olmadı ki o evin önünde ne yorumlar ne ironiler?
    Uğur Mumcu’nun aracı karşısında cami inşaatının duvarı önünde park halinde imiş. Sokak ahalisi ezan sesi istemiyoruz cami inşaatı durdurulsun demiş de imza toplamış Uğur Mumcu da destek vermiş de bulmuş belasını, niye çünkü dinsiz SAKINCALI
    Nedir bu kadar laik düşünceye hizmet etmek savunmak, ölmeli niye çünkü Atatürkçü SAKINCALI
    Köşe yazılarında hizbullahın pkk nın önünün alınamayacağına ülkenin başına bela olacaklarını ufaktan ufaktan kaleme alıp , kocaman araştırmalar yapıyor olmamalı vurun gitsin, SAKINCALI
    Bekliyoruz ya ekip olarak evinin önünde, bomba imha uzmanları ve olay inceleme ekipleri gerekli incelemeler yapıyorlar, evden soğukta bekliyorsunuz en azından sıcak bir şeyler için ikramlar kabul edilemez niye Cumhuriyet Gazetesi SAKINCALI, yazarı daha da SAKINCALI
    O kadar çok şey vardı ki o dönemler SAKINCALI olarak dile gelmese de hissettirilenler, alıştırılanlar belki hepsini tek tek hatırlayıp sayamayabilirim.
    Neydi bunlar;
    Solcudan polis, sağcıdan asla sanatçı, yazar olmaz.
    Solcu yayınlar okunmaya değer bulunmaz
    Ayağında mekap ayakkabısı giyen birisi muhakkak teröristtir iyi bellenmelidir
    Düşünce dernekleri, sol yönetimin idaresinde bulunan belediyelerin amacı millete hizmet değildir.
    Ahmet Kaya’yı bırakın dinlemek adını anmak bile ihraç sebebindir.
    Sağcıların cenazesi Kocatepe Caminden , solcuların ki Maltepe Caminden kalkar.
    Namaz kılmayan, oruç tutmayan (mazereti ne olursa olsun) zinne haşa kafirdir.
    Fikir beyan etmek, ya bir de belki şöyle olabilir diye fısıldamak bile ne mümkün kesin kellesini.
    Diyemiyorsun ki solcuların neyi var be arkadaşım bir rakıları, bir de Ahmet Kaya'ları:))
    Yıllar geçti, çoğu şey değişmedi. Sakıncalı Piyade faili meçhul dosyası ile kaldı adliye raflarında sanıyor olabilirsiniz evet ama canına mal olan savunduğu , başa bela olacak dediği Pkk olsun, hizbullah olsun hatta daha da bela olan cemaatler olsun onun dediklerini inkar etmeyecek şekilde icraatlerinde faili meçhul olmadılar.
    Kitabında; dönemin sıkıyönetim mahkemelerini , askerlik anılarını ve cezaevleri süreçlerini mizahi bir üslup ile güleriz ağlanacak halimize dedirtene kadar anlatıyor.
    Düşüncelerimiz, hislerimiz SAKINCALI olmasın. Merhametimiz, ayrım gözetmeksizin sevgimiz saygımız SAKINCALI olmasın.
    Tüm iyi niyeti yüreğinde taşıyıp okumak isteyenlere keyifli okumalar.

    https://www.youtube.com/watch?v=A4bq3vNA7ts
  • KÎMA... (?) tekrar paylaştı.
    "Ders bitmiştir. Size verdiğim sunum ödevlerini unutmayın önümüzdeki hafta onlardan not vereceğim. İyi akşamlar." Profun bu sözleriyle kafasını önündeki sıradan kaldırdı. Yine ağlamıştı, kimse fark etmemişti,  her zamanki gibi sessizce dökülmüştü gözyaşları, kimseyi rahatsız etmeden. Notlarını toparladı çantasını ve ceketini alıp sınıftan ayrıldı. Okul çıkışına kadar geldi. Hemen sağındaki büyükçe bir ağacın dibinde duran ve sol ayağından kan akan köpeği gördü. Sonbahardı, sarı yaprakların üzerleri koyu kırmızı kanla boyanmıştı. İçinden attığı çığlık dudaklarında sadece "Neden?" diye bir soruyla karşılık buldu. Sağına soluna baktı, yüzlerce insan geçiyordu birsi neden bu hayvana yardım etmemişti ki?.. Köpeğin yanına gitti. Çantasından çıkardığı mendillerle ayağını sarmaya başladı. Telefonunu aldı yakınlarda bir veteriner olup olmadığına baktı hemen arka sokakta bir tane olduğu gördü. Köpeği o sıcak ve ürkek bakışlarıyla kucakladı. Her inleyişinde bir damla gözyaşı akıyordu kocaman siyah gözlerinden.

    Ve sonunda veterinere varmıştı. Hemen yardım istedi yanına gelen kadına olanları anlattı sonra ona ne olacağını sordu. Kadın tedavisi yapıldıktan sonra barınağa teslim edileceğini söyledi. Onu orda bırakmak istemiyordu ama şimdi yapabileceği bir şeyde yoktu. Kapıdan çıkacakken köpeğin kendisine o kadar sevgi dolu baktığını hissetti ki dönüp baktığında o bakışı yakalamıştı.

    Yoluna devam etti. Kendi yaşamını düşündü. Daha 24 yaşındaydı. Ama neden bu kadar yaşlı hissediyordu. Yaşıtları eğlencelere dalmışken yaptıkları şeyler ona neden tuhaf, gereksiz ve saçma geliyordu? Yeni bir hıçkırıkla yine gözyaşlarının esiri oldu. Etrafına bakıyor ve kimsenin onunla ilgilenmediğine yanıyordu. Kendisi olsa öylece yol ortasında oturup ağlayan birini görse en azından yardım edebileceğini söylerdi. Bu insanlara ne olmuştu?

    Oturduğu yerden kalktı sanki biri onun ayaklarını hareket ettiriyormuşcasına kapkaranlık hiç bilmediği sokaklarda hızlı adımlarla burnunu çeke çeke ilerliyordu. Sonunda yaprak dökmüş bir sürü ağacın olduğu ormanımsı bir yere geldi, adımlarını yavaşlattı. İleride birinin durduğunu gördü ondan başka kimse yoktu. Başka zaman olsa bu ıssız yerde bir dakika kalamazdı. Ama bugün üzerine üzerine gidiyordu ıssızlığın.

    O kişinin kim olduğunu merak ediyordu. Yanına doğru ilerledi, tam arkasında durdu ve oranın derin bir uçurum olduğunu fark etti. O kişiyse kendisinden başkası değildi. "gözyaşlarımla geldin buraya şimdi hazır mısın?" Diye sordu arkasındaki kendisine. Cevap vermek istedi ama ne olduğuna anlam veremedi. Önündekinin tekrar konuşacağını ve neler söyleyeceğini biliyordu ama nasıl olurdu? Biraz sonra birlikte söze başladılar. 

    "Bak!.. Neredeyim görüyorsun. Uçurumun başında. Oysa daha dün doğmuştum. Neden buradayım biliyorsun. Onlar yüzünden binlercesi... Nedir bu insanların amacı, Ne için yaşadıklarının neden farkında değiller?.. Çözemiyorum! Beynim bulanıyor... Yok olmak istiyorum. Daha çok gençsin ne gördün ki? daha yolun başındasın diyeceksin. Evet öyleyim ve eğer yolun başı böyleyse gerisini merak etmiyorum.

    Acı.. acı.. acı, binlerce milyonlarca acı. Dayanamıyorum artık. Yapmacık gülüşlere, sahte sevgilere, inanıyormuş gibi yaşayanlara, yanmış çocuk cesetlerine, dünya üzerinde en çok sevdiğin insanların bile menfaat peşinde oluşlarına, özellikle her şeye her daim susanlara, ölenlere... ölenlere... ölenlere, gamsızlığa, bir paçavra için göz yaşı dökenlere, unutulan sokak hayvanlarına, evsizlere, iki insan doyurdu diye kurtulacağını sananlara, evladını diri diri gömenlere ve  onlardan çocukluğunu alanlara, sevginin anlamını bilmeyenlere, inatçılara, yalancılığa, kendi yaşadığı hayatla yetinmeyip başkasınınkini de yaşamak isteyenlere, zorbalığa, vicdansızlığa, umutsuzluğa, rakamlı kağıtların  uşağı olanlara bunun için savaşanlara ve daha bir çok şeye... Elimi uzatmak istiyorum ama yetişemiyorum her birine. Sanki bir denizdeyim boğulmak üzere. Hiçbir insan canı yandığı için ağlasın istemiyorum. Neyiz biz ne için varız? Bir birimizi yok etmek için mi? Neden? Herkes herkes gibi mi olmalı? Neden tek bildiğimiz şey yarışmak?  Ben küsüm, artık yarışmak istemiyorum. Mümkündür derin bir uykuya yatmam... İşte uyku bir adım ötemde öyleyse neden uyumama izin vermiyorum? Madem 'dünya hassas kalpler için bir cehennemdir' öyleyse neden yeni bir yolculuğa çıkmıyorum?"



    Bir şarkı eşlik etti bana: https://youtu.be/rVN1B-tUpgs
Söylesene vera ,çocuklara sıkılan hangi kurşun kahpe değildir ...
bazen Ölmek istiyorum ,beni yeniden doğurman için ...#yağmura sesleniş...
Edebiyat
Lisans
Çocukların güzel yüreği
Dünya
Kadın
25 okur puanı
17 Oca 22:19 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 34 kitap

  • Siyabend İle Xece
  • Perişan Gazeller
  • Körlük
  • Mahmut ile Nigar
  • Kördöğüşü
  • Kadının Ruhu (Kadının Ruh Hali)
  • Kalpazanlık Bile Yapılamıyor
  • Babalar ve Oğullar
  • Maçinli Kız İçin Ev
  • İncir Ağacının Ölümü

Okuyacağı kitaplar 32 kitap

  • Denemeler
  • Dicle'nin Yakarışı
  • Yabancı
  • Pal Sokağı Çocukları
  • Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Angela'nın Külleri
  • Bir Çift Yürek
  • Martı Jonathan Livingston
  • Fareler ve İnsanlar
  • Ermiş

Kütüphanesindekiler 8 kitap

  • Çizgili Pijamalı Çocuk
  • Özgürlükten Kaçış
  • Toza Sor
  • Köle
  • İtiraflarım
  • Emile - Bir Çocuk Büyüyor
  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Seher

Beğendiği kitaplar 5 kitap

  • Kalpazanlık Bile Yapılamıyor
  • Satranç
  • Doğmamış Çocuğa Mektup
  • Uçurtmayı Vurmasınlar
  • Seher

Beğendiği yazarlar 5 kitap

  • Erich Maria Remarque
  • Franz Kafka
  • William Shakespeare
  • Dostoyevski
  • Bertolt Brecht
Okur takip önerileri
Daha fazla