RATE

RATE
İnsan için en güç olan, her gün insan olarak kalmasıdır.
Sende sevgi olmadığında diğerinden onu sana vermesini istersin; sen bir dilencisin. Ve, diğeri de sana onu vermen için talepte bulunuyor. Şimdi, iki dilenci avuçlarını birbirlerine açıyor ve her ikisi de diğerinin ona sahip olduğunu umut ediyor... Doğal olarak her ikisi de sonuçta yenilgiye uğramış hissediyor, kandırılmış hissediyor. İstediğin karı-kocaya sorabilirsin, istediğin sevgiliye sorabilirsin; her ikisi de kandırılmış hissediyor. Diğerinin sevgiye sahip olduğu senin fikrindi, şayet senin yanlış fikirlerin varsa onun suçu ne? Senin fikrin dağılmış oldu; diğeri senin fikrinin doğruluğunu kanıtlamadı, hepsi bu! Fakat, diğerinin senin beklentilerin doğrultusunda kendisini kanıtlaması için hiçbir zorunluluk yok. Ve sen diğerini kandırdın; onun hissettiği budur çünkü sevginin senden akacağını umut ediyordu. Her ikiniz de sevginin diğerinden akacağını umut ediyordunuz ve ikiniz de boştunuz; aşk nasıl gerçekleşsin?
Reklam
C. S. Lewis sevgiyi iki türe ayırır: "İhtiyaç-sevgi" ve "armağan-sevgi." Abraham Moslow da sevgiyi iki türe ayırır. Birincisini "yoksunluk-sevgi" olarak adlandırır ve ikincisini de, "varlık-sevgi." Aradaki ayrım önemlidir ve anlaşılması zorunludur. "İhtiyaç-sevgi" ve "yoksunluk-sevgi" diğer kişiye bağlıdır; o olgunlaşmamış sevgidir. Aslında o gerçek sevgi değildir; ihtiyaçtır. Diğerini kullanırsın, diğerini bir araç olarak kullanırsın. Sömürürsün, hükmedersin, maniple edersin. Fakat diğeri indirgenmiştir, neredeyse yok edilmiştir. Ve diğeri tarafından yapılan şey de tıpatıp aynısıdır. O seni maniple etmeye, sana tahakküm etmeye, sana sahip olmaya, seni kullanmaya çalışıyor. Bir başka insanı kullanmak çok sevgisizce bir şeydir. O nedenle bu sadece sevgiymiş gibi gözükür; o sahte bir paradır. Fakat neredeyse insanların yüzde doksan dokuzunun başına bu gelir çünkü öğrendiğin ilk sevgi dersini çocukluğunda alırsın.
Sevgi üç boyuta sahip olabilir. Bir tanesi bağımlılıktır; insanların çoğunluğuna olan şey budur. Koca karısına bağımlıdır, karısı kocasına bağımlıdır; ikisi de birbirini sömürürler, birbirlerine
Doğru yaşanmış bir gençlik seni çok düzenli, sessiz ve sakin bir hayata götürür. Sessiz ve sakin bir hayat seni dini bir arayışa götürür: Hayat nedir? Yaşamak yeterli değildir, kişi gizemin içine girmelidir. Sessiz ve sakin bir hayat seni meditasyonla dolu anlara götürür. Meditasyon seni artık işe yaramayan, hurda, çöplük ne varsa terk edeceğin duruma getirir. Tüm hayat bir çöplüğe döner; yalnızca tek bir şey her zaman, sonsuza dek değerli kalır ve bu da farkındalıktır.
Yirmi birden yirmi sekize kadar kişi macera içerisinde yaşar; yirmi sekizinci yıla gelindiğinde kişi tüm arzuların tatmin edilemeyeceğinin daha çok farkına varır. Pek çok arzunun imkânsız olduğuna ilişkin daha çok anlayış vardır. Aptalın tekiysen onların peşinden gidebilirsin ama zeki insanlar yirmi sekizinci yaşında başka bir kapıdan girerler. Onlar daha çok güvenlik ve konfor ile, daha az macera ve tutkuyla ilgilenmeye başlarlar. Yerleşmeye başlarlar. Yirmi sekizinci yıl hippiliğin sonudur.
Reklam