KAAN KARACALP & MEHMET FUAT ATALAYER-KIYAMET VİRÜSÜ
"Kıyamet Virüsü", klasik bir distopyanın ötesine geçip mitoloji ile bilimin çarpıştığı, modern bir dünyanın küllerinden yeniden doğduğu karanlık bir evren yaratıyor. Bu hikâyenin gücü, yıkımın kendisinden çok yıkımdan sonra geriye kalan insanlık kırınntılarını anlatmasında.
Kitap, virüsün patlamasıyla birlikte çöken 2090 istanbul'u bize sadece felaketin fotograf olarak sunmuyor;
aynı zamanda "insanın içindeki gölgenin" nasıl büyüdüğünü, nasıl bir canavara dönüştüğünü gösteriyor.
Kitabın ilk bölümlerinde 2090 Istanbulu, artık neon Işıklarının bile solduğu, toplumsal sistemin çöktüğü bir ver olarak karsımıza çıkıyor. "Kıyamet Virüsü" yalnızca bir hastalık değil; toplumların düzenini bozan, insanların davranışlarını değiştirip onları gölgemsi yaratıklara dönüştüren bir zihinsel çürüme de yaratıyor.
Roma'dan Asya steplerine kadar genişleyen virüs, klasik bir "hastalık" gibi değil: Daha çok unutulmuş bir lanetin yeniden uyanması gibi çalışıyor.
Hikâye istanbuldan Karakurum'a taşındığında kitap tür değiştiriyor. Yıkımın gerçek kaynağıyla karşılaşıyoruz: Kadim bir lanet, mitolojik bir kırılma, dünyanın unutulmuş karanlık özü
Yakut taşlı geçitler, kara ruhların dolaştığı vadiler., gökyüzünün ikiye ayrıldığı o sahne... Bunlar sıradan bir distopya değil;
Yüzyıllardır uyuyan bir efsanenin yeniden nefes alışın anlatıyor.Ve en Önemlisi:
Kurt ile Kuzgun'un kaderi bir savaşın değil, bir dünyanın yeniden kurulmasının anahtarı hâline geliyor. Kitap, klasik bir zombi/virüs distopyası gibi başlasa da, yarısından sonra Türk mitolojisini işin içine sokarak kendine özgü bir kimlik kazanıyor.
Kitabın kendine has bir özgünlüğü olması benim için güzel bir noktaydı.Konu ve olay örgüsü olarak çok beğendim ve çok zevk alarak okudum.
KİMLER