Bazı kitaplar insanı gürültülü dünyadan çekip çıkarır, öylece kendi iç sesiyle baş başa bırakır. Sus Makamı Hikâyeleri benim için tam olarak böyle bir durak oldu. Kitap, adının hakkını verircesine, hayatın içinde gözden kaçırdığımız, üzerine konuşulmayan ama içimizde çığlık çığlığa büyüyen sessiz anları, saklı kalmış kırgınlıkları ve insan ruhunun o en derin köşelerini konu alıyor. Öykülerde; kelimelerin bittiği yerde başlayan duygular, insan ilişkilerindeki o ince mesafe ve yalnızlığın farklı yüzleri çok naif bir şekilde işlenmiş. Yazar, karakterlerin iç dünyasını ve o telaşsız yaşam mücadelelerini anlatırken kelimeleri adeta ilmek ilmek işlemiş. Hikâyelerin bittiği yerde başlayan o sessizlikte, insan kendini, geçmişini ve hayattaki duruşunu sorgularken buluyor.
Bir okur olarak bu derin satırların arasında kaybolmak, o karakterlerin sessizliğine ortak olmak zaten çok keyifliydi. Ama benim için bu deneyimi asıl unutulmaz ve duygusal kılan şey çok başkaydı. Kitabın kapağında Ayfer Güneş ismini görmek ve sayfaları okurken aslında her gün sınıfta bize edebiyatı, kelimelerin o büyülü dünyasını anlatan öğretmenimin iç dünyasına, hayata bakışına misafir olduğumu hissetmek... Bir insanın dünyaya bıraktığı bu kadar kalıcı ve anlamlı bir izi böylesine yakından takip edebilmek, kelimelerle tarifi imkansız, çok duru bir gurur kaynağı. Hem derinlikli hikâyeler okumak isteyen hem de kelimelerin arkasındaki o anlamları keşfetmeyi seven herkesin bu sessizliğe kulak vermesi gerek. İyi ki okumuşum dediğim, her satırıyla zihnimde yer eden çok özel bir eser. İyi okumalar.