“Dünyaya benzediğimiz için mi çöküyoruz hiç durmadan? Kendimle kavga etmekten yoruldum, bizi öyle görürsen mutlaka aramıza gir olur mu? Kan dökülmesinden korkuyorum artık. Keşke bundan başka bir dünya daha olsa; mutlaka vardır, vardır ama biz insanlar oraya gittiğimiz an, oranın bu lanet dünyadan hiçbir farkı kalmayacak.”
İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar. Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir.
Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle, sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir. Üstelik onu doldurmak için koyduğu her nesne boşluğu küçülteceğine, genişletmiştir. Ateşe atılan odun gibi...