"Ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düşünce olsaydı. Binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı!"
Bir gün ışıksız rüzgârsız bir sessizlikle geldi. Gideceğim, dedi. Burada üşüyorum. Dünya ağır. İnsan korkunç. İnanacak gücüm kalmadı. Her şeye bulantıyla bakıyorum. Güzellik yıkıcı. Hiçbir inceliğe inanmıyorum. Bir sonsuz kum içinde bir yıldız rüyasıyım. Seni sevecektim. Söyleyemedim. Gidince mi? Yalnızlık benden önce gidecek, biliyorum.
Mezarlar, bana yeniden, değişmez bir sonucu hatırlattı: Her şeyin var gücüyle toprağa koşuşu. Bir kat taş, bir kat toprak, bir kat İNSAN, bir kat taş, bir kat toprak: İşte mezarlık. Ama, bütün canlılar gibi, otlar, böcekler, ağaçlar gibi, taşlar gibi, insan da toprak'ın içinde yitecekti. Bir kesin, bir mutlak geçitti Toprak. Sonra yeniden can. Başka bir can. Yeniden bir başka böcek, bir başka çiçek, bir başka ağaç.