“Nizar olmuş tenin görmekle Leyla sana ram olmaz
Hüma saydine târi ankebut ey Kays dâm olmaz
Zamanı işreti fevt itmek olmaz fırsat eldeyken
Hemişe meclis amade, hemişe elde cam olmaz
Kemîne benden olmak âşıka baht ü saadettir
Sana ey padişahı hüsn kim kemter gulam olmaz
Nihayet bulmaz ol yâri güzinin hüsn ü evsafı
Hâdisi hattı yetse kıssai zülfü tamam olmaz
Zebanı sükkerininden o şuhun va dei vaslın
İşidüp didi Yahya, böyle bir şirin kelam olmaz.”
IV. Murad kadından nefret ediyordu. Onun sevdiği iki şey vardı: mey ve mahbub. “Mey ve mahbub" âlemlerinde de en samimi, candan arkadaşı, Revan Seferi’nden dönerken beraber getirmiş olduğu “Emirgûne Han” idi. Emirgûne Han’ın, Boğaz'ın Rumeli sahilinde, latif bir sahilsarayı vardı.2 İşte bu sahilsaraydadır ki “Revan fatihi"nin mahrem meclisleri kurulurdu.
IV. Murad iriyarı ve yakışıklı bir adamdı. Ok ve cirit atmakta üstüne kimse çıkamazdı. Sekiz Arnavut kalkanını ciritle delerek Budin’e, on iki cebeyi okla delerek Mısır’a göndermişti. Cülusundan beri sarayda kadın hüküm ve nüfuzuna, kadın entrikalarına hatime çekmişti.
Fesat kaynağı olan yeniçeri ağasıyla ileri gelen zorbaları idam ve kul taifesinin fesadına sebep olan eşkıyanın her birerlerinin vücudunu “sahifei ruzigârdan nabud u napeyda" ederek “şol mertebe eşkıya kırmıştı ki bir kimsenin bir yerden baş göstermeye iktidarı kalmamış“tı.