Buram buram samimiyet kokan bir kitap. Kitabın incelemesinden ziyade bana tattırdığı duyguları paylaşmak istiyorum sizlerle. Öncelikle çok sade ve samimi bir dil kullanan Mustafa Kutlu böylelikle duyguları daha iyi aktarabilmiş bizlere. Kitapta en çok hissettiğim duyguların başında geride kalmanın bıraktığı ağır hüzün ve naçar kalmanın ezilmişliği geliyor. Geride kalanların hüznünü, geçmişe olan özlemleri beni çok etkiledi. O köyün bir mensubuydum sanki. Geride kalanların yanında gidenlere arkadan bakan bendim sanki. Kitapla çok samimi bir bağ kurdum. Kitabın sıcaklığı beni hemen kucakladı. Olay örgüsü, olağanüstü olaylar dizisi değil aksine hayatın içinden sıradan gözüken ama kendi içinde devinimde olan hayattan bir kesit. Kitapta, hayata en çok etki eden şey çağın değişiminin ayak sesleridir. Yeni olanın eskiye açtığı bir savaş. Nitekim daha iyi bir hayat yaşamak umuduyla kırsal alandan büyük kentlere göçtür en büyük değişim. Önüne geçilemeyen bir olgudur bu değişim. Nitekim hayatlara tesir etmiştir artık.
...
Kahramanımıza ayrı bir paragraf açmak istedim. Doğayla içiçe olan bir insan. Bir anda, içinde gömülü olan doğa sevgisi dışavurur . Bir ideal olur onun için bir bahçe kurmak. Kıraç, otun dahi zor bittiği yerde çeşit çeşit meyve ağaçlarının olduğu âdeta cennetten küçük bir yer kurmak onun için bir tutkudur. Nitekim onu hiçbir şey yıldıramaz ve hâyâl gerçek olur. Doğa sen sen ne güzelsin ki hayata bağlanmak için toprağa köklerini salan ağaç, insanın kalbine de kök salıyor ve orada da tomurcuk açtırıyor.
...
"İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
Herhâlde bir bahçe kurmaya gelir."