Derkam'ın köylülerinden edinilen bilgiye göre her yılın Mayıs ayında bu mağara Diyarbakır'ın farklı bölgelerinden gelen ziyaretçiler tarafından ziyaret edilir. Çünkü uyuyanların, yalnız Mayıs ayında uyanık kaldıkları, diğer aylarda uyuduklarına inanılır. Ziyaret sırasında dilekler tutulup adaklar adanır. Mağara duvarlarındaki oyuklara taş sıkıştırılır ve dilekler dilenir, sıkıştırılan taş düşmez ise dileğin gerçekleşeceğine inanılır. Mağara hep nemli olan duvarının uyuyanların terleri olduğu söylenir.
Mevlana, dönemin kendisi için Eshab-ı Kehf gibi uyumayı gerektirdiğini şu şekilde açıklar:
"Kötü dostla ünsiyet, belaya bulaşmaktır. Madem ki o geldi, bana uyumak düşer. Uyuyayım da Esbabı Kehif'ten olayım. O sıkıntıda, o mihnette mahpus kalmak, Dikyanus'tan iyi!" dedi.
Eshabı Kehf'in uyanıklığı, Dikyanus'a kulluk etmekti. Fakat uykuları; şereflerini,haysiyetlerini korumuş oldu.
Bilgiye uyumak, uyanıklıktır. Vay bilgisizle oturan uyanık kişiye!
Kargalar, güz mevsimi otağlarını kurdular mı, bülbüller gizlenir ve susarlar.
Çünki gül bahçesi olmayınca bülbül sükût eder.
Güneşin kayboluşu, uyanıklığı öldürür."
Mevlana, Mesnevi'nin birinci cildinde Eshab-ı Kehf'in uykusunu, bâtıni dünyaya yolculuk olarak yorumlar. Bu uykuyu insanın dünyadaki yanılgı gölgelere gözlerini kapaması fakat bu gölgelerin ardındaki asıl gerçekliğe gözlerini açması olarak yorumlar.