Katıksız bir kavrayışı betimlemek, anlamsız bir cümle yazmak demektir. Hiç kuşkusuz. Çünkü ne zaman sözcüklere gerçek bir aktarma işlevi gördürülmek istense, ne zaman onlardan, kendilerinden başka bir şeyi ifade etmeleri istense, kendi kendilerini karşılıklı olarak geçersiz kılacak bir şekilde hizaya girerler. Bu, hiç şüphesiz, hayata tüm büyüsünü veren şeydir.
Locke'un hoşgörü savunması, aradan geçen üç yüz yıla rağmen, bireylerin devletle ilişkilerinin hoşgörü çerçevesinde nasıl düzenlenebileceğine ilişkin sağlam bir teorik ve pratik zemin sunuyor. Kitabın toplum ve siyaset ajandamızdan hiç düşmeyen laiklik tartışmalarında şekillenmiş olan ve tuhaf bir biçimde içine sıkışıp kaldığımız paradigmayı anlamamızı, en azından onun üzerine farklı bir alternatiften hareketle düşünmemizi sağlayabilir. Din'in yanlış uygulamaları ve düşüncelerini bize açıkça gösteren, farklı dinden kişilerin kanun hükmünce eşit olduğunu savunan ve buna göre eşit yargılanmasını savunan, ve elbette ki Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasını yani laikliği katiyetle savunan bu mükemmel eseri kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.