Peygamber sadece iki eli öpmüştür: Biri kadın, diğeri işçi. İşte çalışmanın İslam'daki kutsallığı! Oysa hem kadın, hem de işçi bütün düzen, uygarlık ve kültürlerde zillet, hakaret ve yoksulluğun alabildiğine üzerlerinde odaklaştığı insan simalarıdır.
Peygamber kızı Fatıma ve çalışmaktan elleri nasır tutmuş sahabi sad bin muaz'ın elini öpmüştür. Bu değer göstergesini tüm kadınlara ve emektarlara genelleyebiliriz.
Kılık kıyafette iki ayrı cinsin birbirine özenmesi ve benzemesi hususunda kesin bir çizgi çizebilmek için genel anlamda bir ifade kullanmak veya bir hüküm ortaya koymak doğru olmaz. Her ülke, her bölge ve her beldenin kendine has örf ve adetini dikkat almak gerekir. Bir belde veya bölge ve ülkede kadınların kendilerine has erkeklerin de kendilerine has bir kılık ve kıyafetleri vardır. O yerde kadınlar erkeklerin kıyafetine, erkekler de kadınların kıyafetine özenir ve böylece oranın örf ve âdetine ters bir tutum içine girerse, o takdirde o kadınlara "erkekleşen kadınlar", o erkeklere de "kadınlaşan erkekler" denilebilir.
Mesela pantolonu ele alalım, bazı insanlara göre pantalon 'erkek kıyafeti'dir ve kadınlar giymeleri durumunda lanetlenmiş olurlar. Peki ne giymeleri gerekir kadınların? elbise/etek. E elbiseyi Arap yarımadasında erkekler de giyiyor (?) bi kıyafeti tümden bi cinse has kılmak imkansız yani. Günümüzde pantalon da öyle, 100 yıl önce erkek kıyafeti sayılabilirdi ama bugün öyle değil. Örf değiştiğine göre bu konudaki hüküm de değişti, mesele bu kadar basit.
Farklı milletlerin evlenmesi kültürlerin iç içe girmesini sağlamaktan ziyade kafası karışık bir nesil ortaya çıkarıyor bence. Ne kadar birlikte yaşasakta tr'de türk-kürt ayrımı kalın çizgilerle çekilmiş, ikisini birden sahiplenemiyorsun. Ben mesela kendimi türk gibi hissetmiyorum, kürt olduğumun farkındayım ama kendi dilimi bilmiyorum. Ana dilim olan türkçeyi benimsedim ama kaderimi ve menfaatimi türkçe konuşan insanlarla beraber göremiyorum. Kürdüm ama Kürtlere kızgınım, iyiliklerini istiyorum ama bunun için hiçbir şey yapmıyorum. Ama da ama yani. Sadece olanları izliyorum, kendimi bir yerde konumlandıramıyorum. Neredeyse yirmi yaşındayım ve hala bu konuda bir kimlik kazanabilmiş değilim. Neyse ki düşünce yapım milletler üstü de buna fazla ihtiyaç duymuyorum.
PKK eylemlerinin otuz yıllık bilançosunu birçok yönden analiz etmek mümkündür. Bu zaman zarfında otuz bine yakın PKK'li, on bine yakın sivil vatandaş ve beş bin kadar asker ve polis hayatını kaybetti. Türkiye'nin maddi kayıpları konusunda ekonomik analizler yapan çevrelerin tespitlerine göre yaklaşık dört yüz milyar dolarlık bir kayıp meydana geldi. PKK ile mücadele gerekçesiyle yaklaşık üç bin köy boşaltıldı ve milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı.