Hikaye, 1980'lerin sonunda bir üniversite kampüsünde başlıyor. Jordan yazar adayı genç bir kadın, iki parlak ve karizmatik erkek öğrenciyle tanışır: Sam ve Yash.
Bu üçlü arasında entelektüel atışmalar, ortak dersler ve sabahlara kadar süren sohbetlerle derin bir bağ kurulur. Ancak bu dostluk, kısa sürede karmaşık bir aşk üçgenine dönüşür. Gençlik hataları, yanlış anlamalar ve söylenmemiş sözler yüzünden yolları ayrılır.
Kitap, yıllar sonrasına, karakterlerin orta yaşlarına atlar. Beklenmedik bir kriz (ciddi bir hastalık) bu üçlüyü on yıllar sonra tekrar bir araya getirir. Artık o eski kaygısız üniversite öğrencileri değillerdir; hayat onları yormuştur. Geçmişle yüzleşmek ve "o zamanlar yapılan seçimlerin" bugünü nasıl şekillendirdiğini görmek zorunda kalırlar.
Kitabı ortalama buldum ve açıkçası abartıldığını düşünüyorum. Bana göre klasik okuduğumuz her aşk romanı kadardı ve oldukça sadeydi. Hiçbir albenisi yoktu. Sonları duygu yüklüydü evet, ama kesinlikle sizi etkisi altında bırakacak kadar derin ve güzel bir kitap değildi kesinlikle. Yanlış anlaşılmalar ve karakterler arasındaki iletişimsizlik benim sevdiğim bir şey değil, ama tabii ki bunlar gerçek hayatta da olabilecek şeyler olduğu için pek takılmıyorum. Tüm bunların dışında, aklımda soru işareti bırakan bir iki unsur vardı sadece. Kitap tek oturuşta bitirilebilecek, sıkıcı olmayan bir anlatıma sahip. Kafa dağıtmak için okunabilir. Ama salya sümük ağlanacak bir şey yok bence. En azından benim için öyledi.