Cibril’in göğü yırtıp gelmesi gibiydi Taif dönüşüne denk düşüşüm. Bir kelam eden yok artık ortalarda. Ahrazın anasına ve Davudî bir hüzne bulanmış yüzlerin gölgesi kim bilir nerede? Kim bilir şiirden sesleri kısılmış Magriplilerin karasından yapılmış çarşaflara yazılıdır ismin. Senin ismin muallakāt-ı seb’a’nın kan davasıdır. Göğsün daraldığında sığındığın Hira nerede? Nerede Meryem’in, Haticen ve Kübran, Tanrı’ya sunduğun Kahkaha’nın nerede gırtlağı? Korkunca “ben okuma bilmem” sığınmaların nerede? Her kaçışın arkasına sakladığın gözlerin… O nerede? Onlar… ils sont eux. Tanıdığın tüm şairler öldü çünkü sığınacağın kelimelerin nerde?
Var demezdim bu dünyanın ötesi,
Gelmeseydi vazifenin gür sesi.
Bu ses mutlak Mâverâ’dan geliyor...
Hak nerdeyse ta oradan geliyor...
Gözlerimi kaparım!
Vazifemi yaparım!