Gerçek bir mü'min; kendisi hakkında insanların değil, Allah Teâlâ'nın ne buyurduğuna ehemmiyet veren kimsedir.
Zira insanlara gösterişte bulunmak sûretiyle Hakk'ın değil de halkın ne dediğine ehemmiyet vermek; ibadet ve amellerini Allah'a takdim etmek yerine, onları fânîlere pazarlamak hükmündedir. Bu ise Allah için yapılması gereken amellere fânîleri de ortak etmektir. Halbuki tevhîd akîdesinin hiçbir şekilde ortaklığa tahammülü yoktur.
Nitekim âyeti kerîmede Cenâb-ı Hak:
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. (Namazlarıyla) gös- teriş yaparlar!" (el-Mâûn, 4-6) buyurmaktadır.
Efendimiz de ashâbına:
"Dikkat edin; hakkınızda Deccâl'den daha çok korktuğum şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi?" diye sormuş, sahâbîler de:
"-Buyur yâ Rasûlallah!" deyince:
"-Korktuğum bu şey, gizli şirktir. Meselâ namaza duran birini düşünün. Bu kimse, bir başkası tarafından gözetlendiğini fark ettiği için namazını özenerek kılıyor." buyurmuştur. (İbn-i Mace, Zühd, 21)