Retro Hanım profil resmi
' Defolu Şiirlerle dolu, hayatımın yansıması defolu bir profil '
648 okur puanı
26 Ağu 2018 tarihinde katıldı.
  • Retro Hanım paylaştı.
    hasret bana çabuk dokunur
    yalnızken karanlıktan korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela şimşek de çakıyorsa
    ben çok korkarım
    ağlarım
  • gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı
    viraneme doğru
    sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum
    perişan ve divane gönlümü

    Füruğ Ferruhzad
  • Retro Hanım paylaştı.
    Biliyor musun kalbim kırık...
  • Ama savaşın yıkıntılarının onarıldığı yıllarda, gerçek yıkıntı yüzeyde değildi. Köprüler yeniden yapılır, evler eski temelleri üzerinde daha rahat, daha konforlu ve güzel yapılar halinde yükseltilebilirdi. Ama asıl yıkıntı, ta
    içimizde, kalbimiz ve ruhumuzun kötürümleştirilmesindeydi. Asıl onu harekete getirmek, yeniden çalışır hâle koymak, bilinçli ve çok zaman istiyen bir işti. Belki de kalbimizi artık hiç bir zaman eskisi kadar dengeli, mutluluk ve doğruluk yörüngesinde isler bir duruma getiremiyecektik. Yaşamağa katlansak bile, buna katlanabilecek miyiz?
  • Savaş, yalnız cephelerde, yani her zaman mazeretlerini haklı bulmaya hazır olduğumuz bir alanda değil, tam tersine artık insanoğlunun içine, ta derinlere saplanmış durumdadır.
  • Retro Hanım paylaştı.
    256 syf.
    (Bu incelemedeki hiç bir şey kurgu değildir, tamamen gerçek bir yaşantıyı yansıtmaktadır.)

    Bir varmışsın, hem de çok güzel varmışsın, en güzel sen... Bir de bakmışlar ki bir sokak ortasında cansız yatıyorsun, artık yoksun.

    Sene: 1971
    Yer: Sosyal Bilgiler Fakültesi / Ankara
    Olay: Anlatmaya dilimin varmadığı bir utançtan başka bir şey değil.

    Gencecik delikanlıların memleketinden, annesinin dizinden, sıcacık aşından, babasının gölgesinden uzakta kimi zaman aç, kimi zaman parasız, kimi zaman ütüsüz gömlekle günlerini geçirdikleri bir yurt. Ve ODTÜ ile Hacettepe'nin ardından Sosyal Bilgiler Fakültesine polisler tarafından yapılan bir baskın. Bir tarafta 300 taze fidan diğer bir tarafta sakalsız oğlan demeden, ince oğlan demeden, sarı oğlan demeden hele biri var ki şiirleriyle bizi delik deşik edecek oğlan demeden; vurmuşlar Allah vurmuşlar. Öyle vurmuşlar ki, silahsız sopasız ancak 8 saat dayanabilmiş zavallı çocuklar. O da yetmezmiş gibi bir de alındıkları gözaltında maruz kalırlar aynı işkenceye. Tüm bu yaşananlar şöyle yansır Arkadaş'ımızın kalemine:

    "biz üçyüz yurtseverdik
    bir gün sularken çiçeklerimizi
    üçbin kişilik düşman ordusu
    ve onun paralı sivil askerleri
    saldırdılar yurdumuza"

    Yaşadıklarını yansıtmıştır şiirlerine. Neredeyse her bir dizesi bir yaşanmışlığa ithafendir. Bir de yaşayamadıkları vardır tabi, bazı yaşanmışlıkların etkisiyle. En çok da o baskında vurulan darbelerin tesiriyle.. Bir polis ne kadar acımasız, ne kadar insafsız olabilir? Söyleyeyim ben size, sakalsız bir oğlanın kız kardeşine şunu diyebileceği kadar:

    “Biliyor musun, bir gün dayanılmayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?”

    Böyle işte, bazı büyük baş ağrıları yazdırmıştır ona en güzel şiirlerini. Hüzün işlemiştir her bir şiirinin içine, kelimelerinden hüzün damlar insanın yüreğine. Hüznü hüznünüze bulaşır sessizce.

    "Hüznü hüzün besler yalnızca
    Merhaba..."

    Dizelerinde bir merhaba ile karşılık verip devam edersiniz o naiflikle yazılmış satırlarına. Ondan uzaklaşmak mümkün olmaz bir kere tanışmışsanız dizeleriyle. İnce ruhludur, ince düşüncelidir, yüreklere işleyendir. Şiirleriyle yürekleri delip geçendir.

    "çocuğum,
    üşütme yüreğini
    şimdi hüzün mevsimidir
    -bütün şiirleri gezen-"

    Hele ki ağzından çıkan bir kelime vardır ki kimse onun kadar güzel telaffuz edemez o kelimeyi: Anne.
    Annesiyle konuşur dizelerinde; ona yanar, ona yakınır. Dedim ya ince adamdır. Bir gün arkadaşı Sina Akyol, DOST Dergisine bir şiir göndermiştir, içinde "ana" kelimesi geçer. Arkadaş onu düzeltir ve "Anne" olarak değiştirir. Akyol neden böyle yaptığını sorar ona. "Lafın ‘anne’ gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” diye cevap verecektir Sevgili Arkadaş'ımız. Akyol kızamaz ona ve hatta şöyle söyler onun için: “Daha bir ince, daha farklı söylerdi bu sözcüğü.”
    Annesine ve evine hasretini şöyle ifade eder:

    "ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
    hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
    korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım."

    Yine 69 yılında yazdığı Hüzün Mevsimi adlı şiirinde beni derinden etkileyen bir kaç dize vardır ki okuduğumdan beri etkisinden kurtulamadım:

    "yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

    -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
    ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta"

    Ayrıca yıllardır eskileri içimden, zihnimden ve ruhumdan atamadığım, nostaljik dediğimiz zamanlara içimde kocaman bir hasret büyüttüğüm için "Merhaba Canım" adlı şiiri de bana hüzünlü bir mutluluk yaşatmıştır okurken:

    "ben az konuşan çok yorulan biriyim
    şarabı helvayla içmeyi severim
    hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
    annemi ve Allahı da çok severim
    annem de Allahı çok sever
    biz bütün aile zaten biraz
    Allahı da kedileri de çok severiz"

    Diye başlayan şiir şöyle bitmektedir:

    "bir gün elbette
    Zeki Müreni seviceksiniz

    (Zeki Müreni seviniz)"

    Öyle bir Arkadaş ki, farklıdır gerçekten. Kafasına estiği, canı istediği gibidir; adını bile kendisi üflemiştir kulağına. Bir gün arkadaşının evine gider, kapıyı arkadaşının annesi açar ve oğlunun evde olmadığı, adını söylerse kendisine eve geldiğinde haber verebileceğini söyler. Arkadaş cevap verir: "Arkadaş." Annesi: "Tamam oğlum anladım arkadaşısın da ismin ne?" Arkadaş yine aynı cevabı verir, annesi tekrardan sorar. "İsmim Arkadaş" der. Arkadaş olmuştur herkese, onu tanıyana, tanımayana, yıllar önce, yıllar sonra hep Arkadaş'ımız olarak kalacaktır.

    Başlarda İkinci Yeni'nin etkisi altında olan Arkadaş ilerleyen zamanlarda toplumsal şiire yönelmiş ve hiç yayınlanmamış şiir kitabı için şöyle söylemiştir: "Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' olacak!"

    Yayımlayamamıştır. 71de ki yurt baskınının üzerinden iki sene geçmiştir. 73ün bir Mayıs gününde yerde uzun ince gövdesiyle cansız bedeni bulunmuştur. Hiçbir müdahale onu döndürememiştir geri bu dünyaya. Baskında kafasına aldığı darbelerden dolayı beyin kanaması geçirdiği çıkmıştır otopsi sonuçlarında. "Pencereyi aç, gök dolabilir içeri" deyip gitmiştir göklere. Sakalsız Oğlanın Tragedyası buraya kadardır...

    Ölümünden sonra dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri bir araya toplanıp "Şiirler" başlıklı kitapla yayımlanmıştır. Kitap 2. basımında Sevdadır adı ile yayımlanmaya devam edilmiş ve 2014 yılından beri ise "Sakalsız Oğlanın Tragedyası" başlığını alarak Arkadaş'ın istediği asıl isme kavuşmuştur.

    Dünyanın en güzel arkadaşına sahip olmak isterseniz bir gün, Arkadaş'ımız Zekai sizi şiirlerinde bekliyor olacaktır. Şiirlerinde yaşayın onu, yaşatın..

    Sevgiyle, muhabbetle...
' Defolu Şiirlerle dolu, hayatımın yansıması defolu bir profil '
648 okur puanı
26 Ağu 2018 tarihinde katıldı.
2019
41/100
41%
41 kitap
6.878 sayfa
4 inceleme
401 alıntı
5 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 160. sırada.