"Cennet'e giysilerin kirlenmediği, yemek pişirip bulaşık yıkamak gerekmeyen bir yer olarak hevesleniyordu. Cennette içten içe tasvip etmediği bazı şeyler vardı. Fazla şarkı söyleniyordu; ayrıca vaadedilen cennet tembelligiyle uzun süre hayatta kalmayı seçkinlerin bile nasıl becerebildiğini anlamıyordu. O, Cennet'te yapacak bir şey bulurdu. Vakit geçirtecek bir şeyler olmalıydı mutlaka yamanacak bir bulut, merhem sürülecek bitkin bir kanat. Cübbelerin yakalarını ara sıra tersyüz etmek gerekirdi belki; ayrıca doğruya doğru, Cennet'te bile süpürgenin ucuna bez bağlayıp temizlenecek, örümcek bağlamış bir köşe olmadığına inanamıyordu."
"Bay Hamilton," dedi Lee, "gidiyorsunuz, geri de dönmeyeceksiniz. Daha pek uzun süre yaşamaya niyetiniz yok."
"Doğru Lee. Nereden anladın?"
"Ölüm sizi çepeçevre sarmış. İçinizden dışarı yansıyor."
"Sevgi yok senin içinde."
"Vardı, beni öldürmeye yetecek kadar."
"Kimsenin içinde yeterince sevgi yoktur. Taş bahçenin taş ağaçları sevgi fazlalığından değil, azlığından çoğalır."