Merkezdeki yabancılaşma ve otoriter yönetim taşraya doğru yayılmıştı... Bunların dilleri (uydurukça Türkçe konuşurlar, yazarlardı), içkili, danslı, piyangolu frak şapka ve kuyruklu frak giysileri vb ile halktan ayrı yaşarlar, halk onlara geriden kendisine yabancı birileri gibi bakardı. Halkın hakları değil bürokrasitarafından verilmiş ödevleri vardı.Halk, en çok taşra bürokratlarından kaymakam, jandarma ve tahsildardan korkardı.İşleri devlet dairelerinde rahatlıkla yapılmaz, genelde bugün git yarın gel denilir, irili ufaklı rüşvet alınmadan iş görülmezdi. Babam anlatırdı, "Doğan çocukları nüfus memuruna bir sitil yoğurt götürmeden yazdıramazdım" derdi.Yine babamın anlattıklarına göre "Develi'nin kaymakamı, halka zulmü sebebiyle "Deli Kaymakam" lakabını almıştı.Çizmesi içinde elinde kırbacı ile gezer, kendine göre suçlu gördüğü herkesi kırbaçlarmış.Kaymakamla ilgili diğer bir hatıra :"Kaymakam dayağı da hatırı sayılır bir sızlanma nedeniydi.(Köylü) , 'Biz kaymakamın sadece çizmesine bakabiliriz, bir de kırbacını görürüz' derdi.
İnönü, belki isteyerek diktatör olmamıştı.Türkiye, her an bir harbin içine girmek tehlikesiyle yaşıyordu. Geçmişten harp ve yönetim tecrübesi olan İnönü, ülkeyi selamete çıkarmak için belki de kendisinin mutlak hâkim olmasını istiyordu. Bu da ittihatçılıktan gelen bir inhisarcılıktı :"Ülke yükselecekse bizim elimizde, batacaksa yine bizim elimizdebatacaktır." İnönü'nün Türkiye'yi harp dışında tutması ve harbe sokmaması onun için 'büyük bir erdem' sayıldı.Bunun onun şahsına mâl edilmesi her kararda onun parmağının mutlak bulunmasından ileri geliyordu.