“İnsanoğlundaki hayvansal içgüdünün kontrolü ve uygar kültürel toplumun oluşması için, öyle görünüyor ki, dinler var olmalıdır. Din, insanoğlunun uygar bir toplum içinde yaşamını sürdürmesi için temel değerdir”.
Bireyin kendi diline sahip çıkması hayati ve politik bir adımdır. Freire, şu sonuca varır: "Dil, sömürgelikten kurtularak bağımsızlaşmaya, yeni sömürgeciliği redde, kendini yeniden yaratmaya varıncaya kadar, bir toplumun vazgeçilmez parçasıdır. Bir topluluğu yeniden yaratmak için verilen mücadelede insanın kendi kelimelerini keşfi önemli bir faktördür.
İnsanları örgütlemeye ve harekete geçirmeye çalışan liderlerin, ne yaptıklarını tam olarak bilmeleri gereken yorumsal ve kaçınılmaz bir an vardır...
Bu, harekete geçirmeye çalıştıkları insanlardan birşeyler öğrenmeye başladıkları andır. Bu durumda dillerini, konuşmalarını ve konuşmalarının içeriğini değiştireceklerdir. İnsanlardan ne kadar çok şey öğrenirlerse onları o kadar çabuk harekete geçirebilirler (Horton ve Freire 1990, s. 121- 122).
Benzer biçimde, teori ve bilgi diyalektiktir ve her zaman yeni bilgilere ve tarihsel koşullara bağlı olarak değişirler. Freire'nin deyişiyle:
Aynı zamanda insanların bilgisine saygı duymazsam, daha özgür bir toplum için savaşamam... Bilgi değiştirildiği ölçüde gerçekliği de geliştirir değiştirir... (Horton ve Freire 1990, s. 101).
Kendi gerçekliğimizi dönüştürmek adına bilgiyi kullanma yeteneğini adım adım elde edebilirsek eğer, işte o zaman gerçekten birşeyler öğrenmiş sayılırız" (Arnove 1986, s. 50). Bir başka deyişle, bu pedagojik biçem "öğrencinin aynı zamanda öğrettiği ve öğretmenin de öğretirken öğrendiği", "gerçeği keşfetmeyi, yorumlamayı ve dönüştürmeyi" içeren üç bölümden oluşuyordu (Suarez'den aktaran Miller, s. 94).