Oblomov boş masanın üstüne, kalemsiz , mürekkepsiz hokkaya baktı ve yine kendisinin, yeni doğmuş bir çocuk gibi gamsız, kaygısız uzanıp yatabildiğine şükretti. Ne saadet! Yüz parça olmamak, ruhun ve vücudun güçlerini ötede beride harcamamak!
Oblomov:
Hayır, hiç de değil! Hırsızı, düşmüş kadını, aldatılmış bir budalayı anlatın, anlatın ama insanı da unutmayın. Sizin için insan diye birşey yok mu? Yalnız kafanızla yazmak istiyorsunuz. Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın.