“Onu, ruhun bütün ihtirasıyla sevmek, en küçük tebessümü uğruna kanını, canını, ününü, ruhunun selametini, ölümsüzlüğü ve ebediyeti, bu dünyayı ve öbür dünyayı verebileceğini hissetmek!
Ayaklarının altına daha güçlü bir köle serebilmek için kral, cin, imparator, melek, tanrı olmadığına hayıflanmak! Gece gündüz onu rüyalarında ve düşüncelerinde kucaklamak!
Sen uzun geceler boyunca fokurdayan damarlarının, yarılan yüreğinin, çatlayan başının, ellerini ısıran dişlerinin insana yaşattığı o işkencenin ne olduğunu bilir misin? İnsanın kızgın bir ızgara üzerindeymişcesine, bir aşk, kıskançlık veya umutsuzluk düşüncesinin üzerinde ha bire evirip çeviren acımasız işkencecilerdir bunlar. ”
“Bir bardak suyu kırmızıya dönüştürmek için bir damla şarap yeter; bir güzel kadın grubunu belli bir ruh haline sokmak için ise daha güzel bir kadının çıkagelmesi kafidir…Hele de ortada tek bir erkek varsa!..”
“Ailede çocuk neyse toplumda halk odur, özellikle de Ortaçağ’da. Halk bu içsel cehalet, manevi ve entelektüel gelişmemişlik düzeyinde kaldıkça, çocuk hakkında söylenen onun hakkında da söylenebilir: Bu çağ acımasızdır.”

“Fakat bütün utanç, delilik ve terk edilmişliğin içinde bile , ona öyle geliyordu ki, eğer dünyada sevebileceği ve sevilebileceği bir kişi , bir şey olsaydı, kendini daha az utanılacak biri, daha az deli ve daha az terk edilmiş hissedecekti.”