Demirel:
“Nihat Erim’e bütün imkanları verdiniz, haşhaş ekimini ortadan kaldırdınız. Bütün isteklerinizi yerine getirdi, peki sonuç nedir? Sizin talimatınızla, MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa hiçbir olay hakkında bana bilgi vermemiştir. Bilgileri hep siz paylaştınız, bu olacak iş mi ? İç işlerimize çok karışıyorsunuz Jacques, çok. Bari dünyaya, Türkiye’yi elli birinci eyaletiniz olarak ilan edin.
Ben Fransız’ım, Edward Kanadalı, Nerissa’yla Hera ise Hawaii Adalarından ancak dördümüz de Amerika’nın çirkin CIA kuruluşunda çalışıyoruz; işte bunu düşünüyorduk. Bu geçen on yıl içinde, ona yakın savaş çıkaran, on beş milyon insanın ölümüne sebebiyet veren Amerika’nın istihbarat servisindeyiz.
Cinayetler, katil yaratanlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ve adam kaçıranlar arasındayız. Dünyayı ateşe veren ve akla hayale gelmeyen zulümleri yaratan Amerikan Hükümeti’nin CIA’sında çalışıyoruz.
Menderes ve Bayar’la yaptığım görüşme gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Hükümet üyeleri, karşımda son derece çaresizdi ve bitkindi. Son derece zayıf, yalpalayarak ilerleyen, biçare bir hükümet gördüm.
Hayalimde bildiğim Osmanlı imparatorluğu, hayran olduğum Atatürk ve inkilapları gözümde bir bir sönüp gittiler. Hint denizinden Viyana kapılarına kadar hükmeden bir imparatorluğun varisi olan devletin yeni yöneticileri böyle mi olmalıydılar? Haykıran, gürleyen, isyan eden bir ses, yeni ufaklara doğru yol arayan bir ses işitememiştim. Türk Hükümeti’ni Amerika’ya dayanmış, Amerika’nın lütfuna ve parasına muhtaç olmuş, el açmış bir dilenci gibi görmüştüm.
Menderes o tarihlerde Amerikalılardan son derece kuşkuluydu. Amerika’nın Türkiye’de birtakım faaliyetlerde bulunduğunu ve kendisini devirmek istediğini tahmin ediyordu. Orduya ise son derece güvenmekteydi ancak ordunun tamamıyla Amerika’nın emrinde olduğunu da gayet iyi bilmekteydi. Bu sebeplerden, bir an önce Sovyetler Birliğine yanaşma sevdası içine düşmüştü.