Schopenhauer "On an Apparent Intention in the Fate of the Individual" adli muhteşem denemesinde ileri bir yaşa ulaştığınız ve dönüp yaşadığınız hayata baktığınız zaman, hayatin sanki bir romancı tarafından oluşturulmuş tutarlı bir düzen ve plana sahipmiş gibi görünebileceğini söylüyor. Yaşandığı anda tesadüfi ve küçük bir an gibi görünen olayların tutarlı bir senaryonun oluşmasındaki kaçınılmaz faktörler oldugu ortaya çıkıyor. Peki bu senaryoyu kim oluşturdu? Schopenhauer, tıpkı rüyalarınızın sizin bilincinizin farkında olmadığınız bir yönü tarafından oluşturulması gibi tüm hayatınızın da içinizdeki irade tarafından oluşturulduğu öne sürülüyor. Tamamen şans eseri tanıştığınız insanların hayatınızda önemli etkenler olması gibi siz de bilmeden başkalarının hayatına anlam vererek bir etken gibi işlev görüyorsunuz. Her şey bir araya gelip büyük bir senfoni oluşturuyor, her sey bilinçsiz bir şekilde diğer her şeyi yapılandırıyor. Schopenhauer su sonuca variyor: hayatlarımız, bir kişinin gördüğü büyük bir rüyaya benziyor ve bu rüyanın tüm karakterleri de ruya görüyor; bu yüzden her şey birbiriyle alakalı ve doğanın evrensel iradesi olan tek bir irade tarafından hayat buluyor.
Bana cennet ya da cehennemden birini secmemi söylerseniz, ben sonsuza kadar cennet isterim. Ama cennetin, Tanrı'nın kutsayan imgesini seyretmek olduğunu fark ettiğiniz an_ bu zamanın olmadığı bir an. Zaman kırılır, böylece sonsuzluk yine sürekli bir sey değildir. Şimdi ve buradadır, dünyevi ilişki deneyimlerinizdedir.
Cennet ve cehennem ebedi olarak tasvir edilir. Cennet bitmez tükenmez bir zamana aittir. Sonsuz değil. Sonsuz zamanın da ötesidir. Zaman kavramı sonsuzluğu engeller. Tüm bu geçici acılar ve dertler, bu derin sonsuzluk deneyimi ve zemini üzerinde gelip geçer. Budizm de dünyanın geçici dertlerine isteyerek ve zevkle katılma ideali vardir. Zamanın olduğu yerde dert vardir. Ama bu dert deneyimi, gercek yaşantımız olan sabırlı bir varoluş hissine dönüşür.