Çevrenin böylesine değişmesi ve yeni bir imkân kolleksiyonu getirmesi, ancak ruh hazırsa bir anlam ifade eder, daha doğrusu yeni bir dünyanın inşasında işe yarar. Yoksa, kedisine ruhun dikkat etmediği bir malzeme yığınından, durduğu yerde, kendiliğinden hayat doğmaz.
"Ben dedum sağa, Asiyeciğum. Bizum oğlan dilenemez. Yapamaz buni. Ne edelum, kaderumuz neyse o olur. Bizum da Allahumuz var." "İlahi Şakire! Bugün oğluna da söyledim. Yoksulun Allah'ı var ama o da yoksul. Onun ambarları da tamtakır. Onun ambarlarını insanlar yağmalamışlar. Hepsi insanların elinde; ona değil, insanlara yalvaracağız. Yoksa ölüm bizi tepelemeye hazır.
... O köpek açtı. İnsanları insan bildiğinden verdikleri her yiyeceğin insanca olacağını sanmış, ağulu et parçasını bir şefkat yiyeceği sanarak yutmuş, köpek cennetini boylamıştır. İnsanlardan insanlık beklemek, hele böyle zamanlarda, boğanın altından buzak beklemek, gibi bir şey olur...
Bir yığın çocuk bir daha kalkıp oynamamak, ekmek istememek, cıvıldaşmamak, kavga etmemek üzere bir tek mezara atılmıştı. Bu, Şakire'nin çok gücüne gitti. İçinde korkunç bir hınç kabarmıştı. Bu felek denen şey ne korkunç bir canavardı? Babası, ağabeyi sınır boylarında mezarsız çürüyüp giden şu şehit yavrularının bir tek mutluluğu yerin altına girerek açıkta kurda kuşa yem olmaktan kurtuluşlarıydı. Şehitlerin geride bıraktığı varlıkları bu akıbet beklemiyor muydu?