En büyük ihanetimdir kendime doğrulttuğum bu bıçak, kulaklarımda yankılanıyor 22 yılda yiten masumiyetlerimin feryatları. Çığlıklar, yakarışlar, haykırışlar, yitişler, çokça geri dönemeyişler... Çocukluğa veda gibidir tüm bu basamaklar, ellerinden tutmak isterken küçük “ben”lerin adımlarım göğe yükselmektedir.
Küçük kız “yapayalnız” artık...
Küçük kız bir yetişkin, bir ebeveyn, kendi çocukluğunun mezar taşı, aynalardaki silüetinin en yabancısı artık.
Yaşayan? Minicik küçük kız...
Yüreğinde umut adında bir serçenin kanadı çırpınıyor,
Önünde hayat denen koskoca bir hayal yiyen dünya duruyor.
Ömür çok uzun artık bu yetişkin kız için.
Küçüklüğü yitip gittiğinden beri her bir adımını boşluğa atıyor sanki...
Solgun tüm renkler, tebessümler...
“Toprağa gömülen bir beden,” diye soruyor küçük kız ve devam ediyor, “tomurcuklanıp da açan çiçekler gibi kavuşur mu eski masum renklerine?”
“Yoksa tüm bu yitişler sonsuz muydu?”
- B.A
-