Süleymaniye, taş yontuculuğundan vitraya, kalem işlerinden ağaç işçiliğine kadar birçok üst düzey sanatın buluşma yeridir. Böyle olmakla birlikte bir müze değildir. Müzenin, sanat eserini mutenalaştırıp erişilmez kılan ve böylece ona bir sanat fanusu içinde tanıklık etmemize yol açan tavrına
karşın, Süleymaniye'de sanata yaslanabilir, dokunabilir, bazen üstüne çıkıp oturabiliriz.
Cami, öte yandan bir kalbe benzer. Çok bariz biçimde, nabzı yöneten, bakışı ve niyetleri yönlendiren, manevi tanl·yonderir. ğı onumuzu gündelik müminleri Süleymaniye'nin olanı yükselten içinde onlardan bir bir miktar mekanizmayla, süzdükten beklettikten, sonra kapılarından gezdirdikten tekrar dışarı alüç yöndeki kapısından içeri girenler ve çıkanlar, bu giriş ve çıkışlarının arasında geçen sürede başkalaşırlar.
Camide de levhalar bulunur. Ama bütün bunlar bir müzedeki, istasyondaki, marketteki, karayolundaki levhaların belirli bir yönü, bir etkinliği göstermesine benzer bir rolü üstlenmezler. Allah'ın, peygamberin, onun bazı seçkin dostlarının isimlerinin yanında, bazı ayetler ve suretlerden oluşan bu levhalar, yer-değillerde olduğu gibi mekanı muayyen bir biçimde yorumlamaya yol açmazlar. Bu levhaları okuyarak, mekanı nasıl kullanacağımıza dair bir öngörü kazanmayız mesela. Bu levhalar, adeta hadiselerin azlığının ve bu azlık içindeki çevrimin pekiştirilmesi gibi, mekanın başka unsurlarını değil, sadece kendilerini hatırlatan sözler içerir. Böylece adeta belli bir bildiriye sadık olan "anlamlı" bir metin olmaktan çıkarlar. Anlam, camideki müminin ruh haline göre bu levhalara aktarılır ve yine levhalardan alınır. Bir peygamber aşığının, orada öylece durmakta olan Peygamber Efendimiz'in isminin karşısında hissettiği ile, bu aşktan behresi kısıtlı olan bir müminin hissettiği farklılaşacaktır. Levhadaki isim hep aynı olmakla birlikte.
Süleymaniye, Fatih, Şehzade, Sultan Ahmet, Üsküdar Yeni Valide camilerinde bulunan bu dış duvardan girildiğinde, şaşırtıcı bir titizliğin ve ölçümün ürünü olan bir bahçeyle karşılaşılır. Bahçe, ne içinde kaybolacağınız kadar büyük, ne de hemen göze çarpacak kadar küçüktür. Dilerseniz bir meşe ağacının gövdesine yaslanarak, geçicilik üzerine tefekkür etme imkanı bulursunuz. Ya da cami içinde, namaz, tesbihat veya ders sırasında üstlendiğiniz ruhani yükü, bütün bütün berhava etmeden bir miktar seyreltmek ve havalandırarak kendinize daha da mal edilebilir boyutlara getirebilmek için dinleniyor da olabilirsiniz. Cami içinde yaşadığınız ve bir tür maruz kalmakla açıklanabilecek olan muhataplık, bu bahçe içinde sizin tarafınızdan dünyevi boyutlarda yeniden keşfedilir, özümsenir. Bu dış avluya, sonra da yeniden kapıların içinden şadırvan
avlusuna, ardından son cemaat yerine ve oradan da iç mekana geçmek, suyun havuzdan havuza alınarak dinlendirilmesini ve arıtılmasını hatırlatır.