Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep böyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, herşey darmadağın olur.
Sevgi de takas usulü, herkes çıkarı karşılığında, çıkarı kadar seviyor. Karşılıksız, içten gelen, saf sevgi diye bir şey yok bu hayatta. İnsanın en yakınları bile aslında çıkarı için seviyor, sen olduğun için değil,kimisi yalnızlıktan korktuğu için, kimisi bakanı olsun diye, kimisi parası için, kimisi de kendisi için bencillikten dolayı. Saf sevgi yok. İnsanların anne baba olma isteği bile aslinda bir bencillikten dolayı.
Hayatta biliyorum dediğimiz, tanıyorum dediğimiz, sevdiğimiz ne varsa yani "emin" olduğumuz ne varsa kişi ya da şeyler, işte bunlardan sınav oluyoruz. Belki de sorunlar kişi ya da şeyler değildir, olay bizim emin olmamızdır.
Nergiz için Narcissus- narsist- derler, mitolojideki hikayeye göre Narkissos çok yakışıklı bir erkekmiş. Bütün kadınlar onun aşkından eriyip giderken o, hiçbirine yüz vermezmiş. Bir gün güzeller güzeli Echo'da aşkından nasibini almış ancak Narcissos onun da aşkına karşılık vermemiş. Günden güne aşkından erimiş ve sesinden başka bir şeyi kalmamış. Narcissos için, "O da birini benim gibi çok sevsin ve kavuşmasın," diye ah etmiş.
Günlerden bir gün dere kenarında su içerken suyun yüzeyinde ilk kez kendi yansımasını gören ve narsistliği ile dillere destan Narkissos ilk başta kendisine vurulmuş. Fakat ne elini uzattığında dokunabilmiş ne de seslendiğinde cevap alabilmiş. Echo'nun ahı gibi sevdiğine kavuşamadan eriyip oracıkta kaybolmuş. Kimse ölüsünü dahi bulamamış. Dere kenarında o gün orada açan ve şahane kokan beyaz çiçekleri herkes Narkissos bilmiş, öyle seslenmiş. Gel zaman git zaman dilimizde bu ad, nergise dönüşmüş.