Eric Emmanuel Schmitt'in Şişmanlamayan Sumocu kitabını çok büyük bir beğeni ile okudum.
Öyle nazik, sanatsal ve esprili bir dili var ki, okurken ruhum okşandı. Şu cümleye bir bakın:
"Kendi gözlerimle izlemeye başladığım halde, gece ilerlerken gösteriyi bambaşka gözlerle izleyen diğerlerinin gözlerini ödünç aldım. "
Romanın en etkileyici bölümlerinden biri ise Cun’un annesinin okuma yazma bilmeden nesneler aracılığıyla yazdığı mektuplardı. Bu bölümler, dilin yalnızca sözcüklerden ibaret olmadığını; sevginin, aidiyetin ve özlemin bazen bir nesnenin sessizliğinde bile aktarılabileceğini gösteriyordu. Yazar burada modern insanın unuttuğu sezgisel ve duygusal iletişim biçimlerini hatırlatmış bizlere.
Ben şiir okuduğumda kısacık bir yazıya dünyalar üstü düşünceleri sığdıran şairlere hayran kalırım. Eric Emmanuel Schmitt bana bu romanında aynı hissi verdi. Kitap sadece 64 sayfa ama bazen öyle bir an geliyor ki bir sayfa okuyup saatlerce düşünmek istiyorsunuz. Roman boyunca kullanılan zarif mizah, incelikli anlatım ve şiirsel üslup, metni sıradan bir “kişisel dönüşüm hikâyesi” olmaktan çıkarıp neredeyse felsefi bir deneyime dönüştürüyor.
Ailemiz ve köklerimiz ile olan bağımızın bugünümüzü ve geleceğimizi, kendimize olan inancımızı ne kadar etkilediğinin bir kanıtı daha oldu bu roman. Hayata dair düşündüren, sorgulatan bir metindi.