Jon Fosse’nin Beyazlık kitabı, yazarın varoluş, ölüm ve yalnızlık gibi ağır temaları yalın bir dille işlediği eserlerinden biri. Bir çırpıda okunabilecek kadar akıcı olsa da, Fosse’nin sık sık başvurduğu tekrarlar özellikle dikkat çekiyor. Bu tekrarlar bazen okuma deneyimini yavaşlatsa da metne kendine özgü bir ritim katıyor. Genel olarak sade ama düşündüren, farklı bir okuma deneyimi sunduğunu söyleyebilirim.
Bugün elimden nihayet Bulantıyı bıraktım. Açık konuşmam gerekirse, kolay olmadı. Bazı sayfalarda gözlerim kelimelerin üstünden kayıp gitti, defalarca dönüp okuduğum yerler oldu. Hatta anlamak için resmen direndiğim oldu. Gerçekten ağır bir kitap. Ama tam da bu zorlayıcılık, kitabın aslında vermek istediği duyguyla örtüşüyor: insanın varoluşla yüzleşirken yaşadığı sıkışmışlık, anlamsızlık ve yabancılaşma. Roquentin’in yaşadığı o “bulantı” hissini ben de satır aralarında hissettim. Hayatın sıradanlığı, anlamsızlığı ve insanın kendi varoluşuyla boğuşması… Bazen kitap sanki benimle de hesaplaşıyor gibiydi. Bitirdiğimde tuhaf bir ferahlık geldi bana. Yorucuydu, evet, ama değerli bir yolculuktu. Bulantı, öyle akıp giden, eğlencelik bir kitap değil. Ama insanın kendi içine baktıran, okurken biraz sıkıştıran, bitince de ufkunu genişleten kitaplardan biri.