Sibel ARAS

Sibel ARAS
Light a candle rather than curse the dark
"Dünyada bir tek şey korkunçtur: İnsanın, ömrünün sonuna kadar acı çeken birine bağlanması! Bu, sonu olmayan bir işkencedir!"
Yalnız o gün, öldürülmüş ya da sakatlanmış insanlarla dolu savaş alanını dolaşırken (o insanların, kendi istenci sonucunda bu duruma düştüklerini sanıyordu), o insanlara bakarak, yalnız kendi kendini aldatıp bir Fransız'a karşılık beş Rus'un öldürüldüğünü hesaplayarak, sevinmek için birtakım nedenler bulmakla yetiniyordu. Yalnız o gün, Paris'e yazdığı bir mektupta, savaş alanında elli bin ölü yattığı için, 'savaş alanı pek görkemliydi,' diye yazmakla kaldı.
Nikolay Rostof, öbür yana döndü ağır ağır; bir şey arıyormuş gibi uzaklara, Tuna’nın sularına, gökyüzüne, ufka, güneşe bakmaya koyuldu... Ve gök ne kadar güzel, ne kadar derin, ne kadar mavi, ne kadar sakin görünmekteydi ‘Tanrım!’ Ve ufka yaklaşan güneş nasıl da parlak, nasıl da göz kamaştırıcıydı! Ve parlamaktaydı insanı çağırırcasına! Tuna’nın ötesinde, uzaklarda görünen mor dağlar, manastır, gizemli dar geçitler, tepelerine dek sisle örtülü çam ormanları daha da, daha da güzeldi! Sessizlik oradaydı, mutluluk orada... ‘Orada olsaydım hiçbir şey istemeyecektim, hiçbir şey!’ diye düşünüyordu Rostof. ‘Yalnız bu güneşte bile, bende ve güneşte öylesine büyük bir mutluluk var ki! Buradaysa... iniltiler, acılar, ve korkular... Sınırsız bir kargaşa ve dipsiz bir telaş... İşte gene bağırıyorlar, geriye doğru bir yerlere koşuyorlar gene... ve ben de koşuyorum onlarla birlikte... koşuyor, koşuyorum! Ve işte, tam üstümde ölüm var, çevrem ölümle kaplı... Her yanım ölüm!.. Bir an, bir an evet, yalnız bir an... Ve sonra... Sonrasızlık başlayacak sonra... sonra bu güneşi, bu suyu, bu dar geçidi artık göremeyeceğim...’ O anda güneş bulutların arasına gizlenmeye başlamıştı. Başka sedyeler belirdi Rostof’un önünde... Ölümle sedyelerin uyandırdığı korku ve güneşle yaşama beslediği sevgi, ve heyecan verici bir duygu olarak birbirine karışıyordu içinde genç adamın. Ve Rostof, yüreğinde derin bir ürperişle kendi kendine şunları fısıldadı: “Tanrım! Şu göklerde olan sen! Kurtar, bağışla, koru beni!”
Ama… bağışlanamayacak ölçüde mutluyum. Sihir dolu bir şey geçti başımdan. Bir kâbustan uyanıp da, o korkunç şeylerin hiçbirinin gerçek olmadığını anladığı anda bir insanın hissettiklerini bilirsin… Uyandım ben kâbustan. Acı dolu, korkunç günlerim geride kaldı. Uzun süredir, özellikle buraya geldiğimden bu yana öyle mutluyum ki!
Doğrusu ölüm düşüncesinden kurtulabilmiş değilim. Evet, aslında uzun süreden beri bir ölüyüm. Bütün bu yaptıklarım da saçma sapan işlerden başka bir şey değil. Sana gerçeği söylüyorum. Yaptığım çalışmalara çok değer veriyorum ama aslında hayat dediğimiz şeyin küçücük bir gezegenin üzerindeki bir küf zerresinden başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Bizim büyük çalışma, fikir, iş dediğimiz şeylerin hepsi de sanki toz topraktan başka bir şey değil.