Fakat en korkuncu, en dayanılmazı kendi kendimize ihanetimizdir. Kendi kendimizi hiç terk etmeyeceğimizi sanırken bir gün bakarız ki tükenmiş, yok olmuşuz.
Yine buruk bir mutluluk duygusu, yine derinlerde uyanan o mahcubiyet. Evet mahcubiyet, neden derseniz bilmiyorum. Belki de yeryüzünde bu kadar acı varken, kendini mutlu hissetmenin verdiği suçluluk duygusu.
Âdem, babasız olarak yaratılmışsa da üzerine düştüğü toprakta bütün oğulların babasıdır. Ama kimi oğul babasına, Yakub'a Yûsuf gibi olurken, kimi oğul da Âdem'e Kabil gibi. Çünkü her oğul, babasının, sırrı olduğu kadar sınavıdır da.
Babalar, oğullarının ölümüyle koca bir çınar gibi sarsılarak yere yıkılırken ve bir daha ayağa kalkamazken, baba ölümüyle, titrer oğullar. Koca çınarın gölgesinde kalmış genç birer fidan gibi. Üzerlerinden ağır bir rüzgâr, eser ve geçer. Bazen de geçmez, kalır.