Adem Nebi'nin çamuru 40 gün yoğrulmuştu; meyveler, çiçekler, bitkiler de kırk günde güzelliklerinin tamamına ererlerdi. Nuh'un gemisi suların üzerinde kırk yıl kırk gece gezinmişken yeryüzü dervişleri kırk gün çilehanelere kapanarak seyri sülük edeceklerdi. Yunus Nebi, balığın karnında kırk yıl kalmışken bebek, anne rahminde kırk hafta beklerdi. Musa Nebi, Tur-i Sina'da kırk gün, Tuva Vadisi'nde kırk yıl kavmiyle beraber beklemişti. Kırk kemali, zirveydi ve son noktaydı. Davut Nebi, kırk gün kırk gece ağlayarak kırk ayrı mezamirde Tevrat'ı beyan etmişti. Süleyman Nebi, tahtının üzerinde tam kırk gün kıpırdayamaz halde, gücü kesilmiş olarak ilahi sınava tabi tutulmuştu. Kulun olgunlaşması ve hayatı tanıması için kırk sayısının ehemmiyeti büyüktü. Yeni doğan bir bebek ancak kırkı çıkınca hayata alışır, yeni ölmüş bir insanın acısı kırk gün taze kalırdı. O sebeple kırk sayısının insan hayatıyla sıkı bir ilişkisi vardı. Kırk yaş, kemal yaşıydı. Kırk yaş ömrün ikindisiydi. Kırk yaş kırağı vaktiydi ve ömrün hasat zamanıydı. Kırk yıl kırk çile çekmedikçe insan olgunlaşmazdı.
İnsan kimsesiz bir çocuk gibi ortada kalan kalbini avutmak ister. Bu sebeple de kendini ilk önce kendi gibi olan da arar. Alemde biricik olduğunu ilk onda hisseder. Biricikliğinin farkına varana hayrandır Çünkü aslında kendine hayrandır. Varoluşun en mütenasip varlığı olan insan, içinde biricik ve en özel olanı bulana ve bileni saplanıp kalır. Hiçbir zaman unutulmak istemez, daima aranmak, sorulmak, sevilmek, düşünülmek ve hissedilmek ister. İhmale ve unutulmaya dayanamaz. Başkasına tahammülü yoktur.