Sakinim ve Tanrı biliyor ki, ölüme her zaman daha iyi bir yaşama geçiş olarak bakmışımdır, şimdi de öyle bakıyorum, fakat neden gözyaşlarına boğuluyorum?
Şimdiye kadar aklı başında, ne yaptığını bilen bir insandın, oysa şimdi dışarıdaki milyonlarca kurban gibi özgür iradesini kaybetmiş, ne yaptığını bilmeyen, yalnızca kendisine söylenen emirleri yerine getirmeye çalışan, bozuk ve hatta paramparça olmuş bir görev makinesisin.
Ne var ki bu acımasız dünyada iyilik cezalandırılıyor! Uzun ömrümün bana öğrettiği gerçeklerden biri de bu. Kötülüğü yenmek, iyiliği yenmekten daha zor. Bu yüzden iyiler savunmasız oluyorlar.
Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin: ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok: kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız?
Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?