Tertemiz bir yağmur caddeleri yıkıyordu. Öyle bir yağmur ki, şemsiyeye ihtiyaç duymadan altında saatlerce yürüyebilir, sıcacık kokusunun içinde ıslanmanın keyfini çıkarabilirdiniz.
“Zihninin kirlendiği çok açık” dedi. Önünde ki kağıda bir şeyler karaladı, bana uzattı. “İşte reçeten.”
[...] Pasajdan çıkınca reçeteye bir daha göz attım. “Televizyonun zihnini kirletmesine müsaade etme, sabahları seher vaktinde kalk ve Allah’ın kelamını çok oku.”