Mevlana’nın sonsuzluğa uzanan ruhu araçlarını da etkilemiş, kendi rengine boyamıştı. Evet, ney, semâ ve şiir, uhrevî dünyanın bu dünyadaki ip uçları gibi.. Dönerek adeta çevreden soyutlanmak ve göğe doğru yükselmek, ötenin seslerini duymak, bu dünyanın, nisbî olanın etkisinden kurtulmak ve şiir burağıyla da anlamlar anlamına hızla ulaşmak, böylece, gönlü saf ve temiz aynaya dönüştürmek, günün, hatta çağın korkularından, kaygılarından arındırmak, onu ilahi tecelli alanı yaparak, “onlar için korku, üzüntü yoktur.” Sırrına erdirmek..
Oysa, hiç bir değişim ve oluşum, birdenbire olmaz. Derinlerde, görünmeyen planda, yavaş ve uzun bir hazırlanma dönemi olur. Bir deprem gibi. Biz sanırız ki, deprem ansızın olur. Gerçekteyse kimbilir, toprağın derinliklerinde, ne kadar zaman, nice fizik ve kimyevi etki, karşı etki oluşum serilerinin birbirini izlemesinden sonra yeraltına sığmayacak hale gelen patlamanın yeryüzüne çıkması zaruret haline gelmekte..
Ruhtaki oluşumlar da bir bakıma böyledir. Yalnız şuurumuzun değil, şuuraltımızın da uzun bir sürede kendine mahsus bir tarzda bir eğitim söz konusudur.
Hem, ne diye ukalalık ediyorum? Biz bu dünyaya ecir gelmişiz, ecir gideceğiz. Ben de müteahhit olacak değilim ya! Ne hakkım var:
“ Ben neden beş lira kazanayım da o beş yüz lira kazansın,” demeye. Ben işsizim, o müteahhit. Ben fakir bir aileden gelmişim, o zengin bir aileden. Ama benim okumuşluğum varmış da onun yokmuş; kimin umrunda? O, işini biliyor, ben bilmiyorum. Madem ki biliyor, yaşamak da onun hakkı. Ben köylü cigarası içemem; o isterse, viski içer; ben kahveye gidemem, o bara gider; ben tramvaya bilemem, o otomobile biner; hakkı değil mi?
Küfeci çocuklar için biraz evvel,
“Bunlar dünyanın nizamını bilmiyorlar,” dedim. Nedir dünyanın nizamı? Ağahan söylemiş ya!
“Zenginler olmasaydı,” demiş,”fakirlerin hali daha kötü olurdu.” Doğru! Bu çocuklar bunu ta doğuştan biliyorlar. Fakirlerin daima zenginlere borçlu olduğunu biliyorlar.
Bunların aklından,”Fakirler olmasaydı zenginlerin hali ne olurdu?” diye bir düşünce geçmiş midir acaba?
Ne münasebet!!
Kendimi tekrar etmekten korkmuyorum, çünkü yazdıklarımın ve söylediklerimin edebiyatın gereklerini karşılamadığını, fakat yaşananın, bu yangının mecburiyetine yanıt verdiğini biliyorum