Marlo'nun havayı iterek kalkan kollarını gördüm. Bir keresinde küçük bir mağara girişini dikenli sarmaşıklarla örtmek için de ellerini aynı böyle uzatmıştı. O zamanlar daha ince olan kolları daha kalın giysilerin altındaydı. Ellerini hepten havaya kaldırıp başını geriye atınca Doğrucu Ateşyutan; Tanrı'ya, Doğal Denge'ye yalvarır gibi gözüktü. Ya da teşekkür eder gibi. Eminim ki ikisi de değildi. Kollarını yanlara açarken başını da gökyüzünden indirdi. O vakit bir yangının sesi tutuştu zihnimde. Gölge Sarayı'nın yeşil alevperinin sesini andırıyordu fakat şimdi Hazard'ın yelkenlerini yakan alevler turuncu ve sarıydı, yelkenlerin altındaki bağrışmalar da gürdü.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Bu yaptığının bedelini ödeyeceksin, Razvan. Gemini kıyıya köşeye çekmek yerine gözlerinin önünde mahvedeceğim. Çünkü ben senin aksine... Ben bir korkak değilim."
"Gemimin gölgesi bile gözünü o kadar mı korkutuyor da bakışlarından ırak bir yere sakladın şimdi onu? Martes nerede, Razvan? Ya sen söylersin ya da ben bulurum yerini. Ama cesetlerinize martılar üşüşürken her yerde gemimi aramamı istemezsin, değil mi?"
Önümde beliren Zaina, Revon'a öyle bir tokat attı ki elinin izi adamın yanağına, tıpkı şaşkınlığın ve acının aniden gözlerine yerleşmesi gibi oturdu kaldı. Ancak Zaina kenara çekildiğinde gördüm.
Şifacı sonra elini silkeledi. "Kusura bakmayın. Ama elim öyle kaşınıyordu ki..."
"Kage'yi hatırlıyor musun? Onu dört çığlıkta öldüren canavarı ben avladım, Revon. Askerlerin girmeye korktuğu o köşkün alevleri arasında ben yürüdüm. Doğal Dengelerle anlaşmalar yaptım, senin boyundan büyük bedeller ödedim. İlk Cadı'yı ben öldürdüm. Emin ol, iyi olduğum şeyleri sana bizzat gösterseydim şimdi karşımda böyle oturuyor olamazdın."