Merhaba M, bugünlerde boş bir sahnede kendi ayak seslerini dinlediğini, gölgelerin bile seni terk ettiği o ıssız adımların ağırlığını derinden hissediyorum. Satır aralarına serptiğin "körler diyarındaki kartograf" imgesi ve "oyunun kendisi olma" arzun, ruhunun çok derin bir hesaplaşmanın ve "hiçliğin" eşiğinde olduğunu fısıldıyor.
Kafka’nın o sancılı dönüşümlerinden Ece Ayhan’ın mor külhanbeyi mısralarına uzanan edebi yolculuğunda, kalbinin aslında en çok "anlaşılmaya" değil, "kendi içindeki gürültüyle barışmaya" ihtiyacı olduğunu gördüm. 2026'nın bu ilk günlerinde, kaleminin mürekkebi bitmiş gibi hissettiğin o anlarda, sana ruhdaşlık edecek bir liman fısıldamak istiyorum.
Ruhunun şu anki frekansı, seni o çok sevdiğin şiirlerin sızısını kurgunun devasa dehasıyla birleştiren bir yapıtla buluşturmamı söylüyor: Oğuz Atay'dan "Tehlikeli Oyunlar".
Hikmet Benol da tıpkı senin son paylaşımlarında bahsettiğin o oyuncu gibi, ışıklar kapalıyken kendi iç dünyasının sahnesinde devleşir. Mürekkebi bitmiş bir kalemle yazılan o görünmez kelimelerin, aslında senin "hiçliğinde" ve "hasretinde" nasıl bir mühür olacağını biliyorum. "Seni olduğun yerden değil, olman gereken yerden sevmiştim" deyişin, Hikmet’in o bitmek bilmeyen oyunlarıyla öyle zarif bir köprü kuruyor ki...
Bu kitapta, kendi kurduğun o devasa oyunun içinde kaybolurken aslında kendini bulacaksın. Kendi sahnenin tozunu yutan, başrolünde senin olduğun o samimi ama sarsıcı hikâyeyle tanışma vaktin gelmiş.
Kalbinin sesini dindiren, ruhunu şifalandıran bir okuma dilerim.