Nice emek, nice sabır...
Başına her türlü olumsuz sıfatı ekleyebileceğiniz 2 yıllık sürecin ardından
Ağrı/Patnos'a Türkçe öğretmeni olarak atandım.
Neler çektiğimi bir ben bilirim, bir de bu dertle boğuşan... Fazlasında gözümüz yoktu; tek istediğimiz sınıfta öğrencilerimize ders anlatmak, kalplerine dokunmaktı. Bu kadar zor olmamalıydı... Şükür ki ben kavuştum. Gerçekten isteyip çabalayan tüm meslektaşlarıma nasip olmasını diliyorum.
" Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun ki, buna anlayış göstermek mümkün.Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil öyle mi ? "
" Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun ki, buna anlayış göstermek mümkün.Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil öyle mi ? "
" Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun ki, buna anlayış göstermek mümkün.Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil öyle mi ? "
Picasso paradoksu bir zamanlar şu şekilde özetlemişti: "Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun, büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir." Beyin açısından bakıldığında Picasso kesinlikle haklıdır, çünkü dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC), beyinde gelişen son bölgedir. Bu, küçük çocukların neden bu kadar zahmetsizce yaratıcı olduklarını açıklamaya yardımcı olur: henüz sansürleri yoktur. Ama sonra beyin olgunlaşır ve doğaçlama yapmak için fazla bilinçli hale geliriz, yanlış bir şey söylemekten, yanlış nota çalmaktan ya da sörf tahtasından düşmekten çok endişeleniriz.
Picasso once summarized the paradox this way: “Every child is an artist. The problem is how to remain an artist once we grow up.” From the perspective of the brain, Picasso is exactly right, as the dorsolateral prefrontal cortex (DLPFC) is the last brain area to fully develop. This helps explain why young children are so effortlessly creative: their censors don’t yet exist. But then the brain matures and we become too self-conscious to improvise, too worried about saying the wrong thing, or playing the wrong note, or falling off the surfboard.