Bir kere Türkler; kâinatın tek hâkimi, tek ve mutlak kudret sahibi, adına Kök Tengri dedikleri bir yüce yaratıcıya inanıyorlardı. Kök Tengri ( Gök Tanrı), isimleri ve taşıdığı sıfatlar bakımından İslâmî ölçülerdeki Allah inancına paralel düşmekteydi.
"Töre'nin tabiatı güneş gibidir; küçülmez, daima bir ve bütündür, parlaklığı aynıdır. Adâleti eksilmez, ortadan kaybolmaz. Herkese aynı muameleyi yapar. Töre'nin girdiği memleket, baştan ayağa kayalık olsa dahi nizama girer. Töre kendisinden bir şey eksilmeden herkese nasip verir, güneş gibi sabittir. İyi kötü herkese rıfk ile muamele eder."
Suudi Arabistan'dan esen "Vahhabilik" rüzgârları ile Mısır'dan ithal edilmek istenen "mezhepsizlik hareketleri" ve " İbn-i Teymiyyecilik cereyanı", sinsice, köşe başlarını tutarak, beyinlere ve yüreklere sızarak Türk ve İslâm Dünyası'na fitne ve fesat tohumları ekmekte, dinî birlikleri ve bütünlükleri sarsmakta, asırlarca Müslümanlara doğru yolu göstermiş meşhur din otoritelerini yıkarak yerlerine kendilerini veya ne idüğü belirsiz kimseleri oturtmaya gayret etmektedirler.
Eyyubî Devleti'nin ahalisinin umumiyetle Arap ve idarecilerinin Türk olduğu ispatlanmıştır. Nitekim, Selâhaddin-i Eyyubi'nin ağabeyisinin adı Turanşah'tır. Diğer kardeşlerinin adları ise Tuğtekin ve Böri'dir. Selâhaddin'in dayısının adı, Şihabeddin Mahmut b. Tüküş idi. Selâhaddin'in annesi, özbeöz Türk'tür. Gene Selâhaddin'in hanımlarımdan birisi olan Unar Bey kızı İsmatüddin Amine, Türk'tür. İki eniştesi Türk'tür. Bunlardan birisi Unaroğlu Sadeddin Mesut diğeri ise Muzafferüddin Gökböri idi