"Bazarov mu neyin nesidir?"
Arkadiy güldü. "Neyin nesidir, söylememi ister misiniz amcacığım?
"Lütfen, sevgili yeğenim."
"O, nihilisttir."
"Nasıl?" diye sordu Nikolay Petroviç.
Pavel Petroviç ise ucunda yağ parçası bulunan bıçağını havaya kaldırdı ve kıpırtısız kaldı.
"O, nihilisttir" diye tekrarladı Arkadiy.
"Nihilist" dedi Nikolay Petroviç. "Latince nihil yani hiçbir şey'den
geliyor anladığım kadarıyla. Demek ki bu söz... hiçbir şeyi tanımayan insanı anlatıyor?"
"Hiçbir şeye saygı duymayan demeliydin" diye araya girdi Pavel
Petroviç ve tekrar ekmeğe yağ sürmeye koyuldu.
"Her şeye eleştirel açıdan bakan" dedi Arkadiy.
"Fark eder mi?" diye sordu Pavel Petroviç.
"Evet, fark eder. Nihilist, hiçbir otorite karşısında eğilmeyen, ne kadar saygın olursa olsun hiçbir prensibe inanmayan kişidir."
"Ve bu iyi bir şey, öyle mi?" diye kesti Pavel Petroviç yeğeninin sözünü.
"Kişiden kişiye değişir amcacığım. Kimi insan için iyidir, kimisi içinse çok kötü."
Bu kitabın yazarı bundan birkaç yıl önce Notre-Dame’ı ziyaret ettiği, daha doğrusu her yanını karış karış gezdiği sırada, kulelerden birinin karanlık bir köşesinde duvara elle kazınmış şu yazıyı fark etti:
ANARKH (YAZGI)
(…)
Kendi kendine sorular sorup bu dünyayı terk etmeden önce, eski bir kilisenin köşesine bir suçun ya da bahtsızlığın bu lekesini bırakma ihtiyacını hangi acılı ruhun duyabileceğini tahmin etmeye çalıştı
(…)
Bu kitap bu sözcük adına kaleme alındı.
Eğer iyiliğin bir nedeni varsa o, artık iyilik değildir; eğer iyiliğin bir sonucu yani ödülü varsa yine iyilik değildir. Demek ki iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır.
Dokuz yaşındaydı, daha çocuktu ama kendi ruhunu tanıyordu, ruhu onun için değerliydi, göz kapağının gözü koruduğu gibi onu koruyordu ve elinde sevgi anahtarı olmayan hiç kimsenin ruhuna girmesine izin vermiyordu.
Evlenmemiş adam Rabb’i nasıl hoşnut edeceğini düşünerek kaygı duyar, evli adam karısını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek kaygı duyar.” diyor Havari Pavlus.