Giriş Yap
SevgiCan
@Scgscg
Sabitlenmiş gönderi
168 syf.
·
2 günde
Hayat , ölüm hariç en üzücü şey..
Edith Wharton, Amerikan yazar ve moda tasarımcısıdır. En fazla tanınan eseri "Masumiyet Çağı" adlı romanıdır, ve 1921 yılında Pulitzer Ödülünü kazanmıştır. Belirlemediğimiz mizaçlarımızın kurbanıyız, isteğimizin ve eylemlerimizin dışındaki zayıflıklarımızın ve eksikliklerimizin." ".. mensup olduğu sınıfın Yaldızlı Çağ'ın yeni insanlarına nasıl boyun eğdiğini, büyük bir keyif içinde kendisini nasıl pazarladığını, evlerini nasıl sattığını, uysal kızlarını nasıl evlendirdiğini, sonunda -tüm burjuva asilzade sınıfları gibi- ailenin ve seçkinliğin kadim sancağı altına sığınarak yeni iktidarın içinde nasıl var olduğunu, lafını sakınmadan anlatması gerekiyordu. Bu hikâye kapitalist toplumda bir soyluyla bir tüccarın tanışmasının, çiftleşmesinin, aynı çatı altında yaşamasının ve uzlaşmasının zamansız öyküsü olacaktı.
Edith Wharton
bu öyküyü iyi biliyordu; .." İşte öykü.. Ve öykü başlıyor... Ethan Frome'un anlatıcısı, Starkfield da ,Ethan Frome'la karşılaştığında Ethan, 52 yaşındadır ve 24 yıl önceki kazadan ötürü alnında derin bir yanık ve sağ bacağında onu topallatan bir sakatlık taşımaktadır. Kasabanın en dikkat çekici figürü odur; Starkfield'da herkes onu tanır ve ona va karla selam verir. Ethan Frome da duygusal ve fiziksel sakatlıklanıyla kalabalığın arasından hemen seçilir. Ethan'in felaketi de babasının ölümüyle başlar. Worchester College'ta okuyan başanlı bir öğrenciyken babasının vakitsiz ölümüyle okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. Annesinin de hasta olması çiftlik ve kereste atölyesinin bakım işleri nedeniyle aslında üniversite eğitimini tamamlamak isterken kasabadsn ayrılamamıştır. Babasının ölümünden sonra dönüp kapandığı çiftlikte sürmeye başladığı tecrit hayatı hem Ethan'da hem de etrafındaki insanların psikolojisinde onulmaz yaralar açar: Starkfield'in monoton rutini içinde Ethan günden güne dilsizleşir; anlatı boyunca birkaç kelimelik cümleler kurduğunu; konuşmak yerine göz teması ve işaret diliyle anlaşmaya çalıştığını görürüz. Söyleyeceklerini o kadar alçak sesle söyler ki pek bir şey anlaşılmaz. Ethan'ın "bir zamanlar geveze olduğunu öğrendiğimiz annesi de yıllar içinde delirip bebek gibi bakıma muhtaç hale gelmiştir: Onun da sesini çok nadir işitiriz, uzun kış gecelerinde Ethan annesine niçin hiç konuşmadığını sorduğunda aldığı yanıt şudur: "Çünkü dinliyorum, öyle güzel konuşuyorlar ki seni duyamıyorum." Oysa konuşan hiç kimse yoktur; Kuzeni Zenobia, Ethan'ın ölüm döşeğindeki yatalak annesine bakmak için çiftliğe geldiğinde Zeena'yla birlikte çiftliğe "insan sesi" girer. Zeena'nın gelişiyle, uzun süredir devam eden hapis hayatının ölümcül sessizliğinden kurtulduğunu düşünür Ethan: "O uzun mahpus hayatının ölümcül sessizliginden sonra, Zeena'nın gevezeliği... adeta müzik gibi gelmişti." Ethan, Zeena'ya minnettarlık duyar ve minnettarlık duygusu zamanla kölelik duygusuna dönüşür. Ethan'ın Zeena'yla evliliği içgüdüsel bir korkudan kaynaklı dürtüsel bir karara dayanmaktadır. Bir çaresizlik anında ona uzatılan yardım çubuğuna sanılmıştır. Annesini defnettikten sonra çiftlikte yapayalnız kalıp delirmekten korktuğu için evlenmek istemiştir. Sonraları "annesi kışın değil de baharda ölmüş olsaydı, bunun yaşanmayacağını sık sık düşünecektir". Aklıyla değil dürtüleriyle hareket etmesinin olumsuz sonuçlarına katlanan, zayıf karakterli bir adamdır Ethan Frome. Evliliklerinin ilk yıllarında Zeena'nın emirlerine boyun eğdiğinde kendini özgür hissedip sarsılan dengesinin düzeldiğini düşünür. Ancak "Aklı olan kaçıp giderken" Ethan Frome, Starkfield'in kasvetli yalnızlığına mıhlanmıştır. Bir dağ köyünde tıkılı kalıp bireysel irade sergileyebilmek olanaksızdır .. Zeena evlilik sonrası "marazi", "hastalık hastası" bir karakter olup çıkar. Çiftlikte hüküm süren tecrit ortamına karşı bir direniş ve hayatta kalma taktiği olarak hastalık hastası olmayı seçen Zeena'nın sahip olduğu tek kişisel özgürlük alanı hayali hastalıklarıdır. Zeena da epey zayıf karakterlidir: Evliliklerinin ilk zamanlarında Ethan'a cazip gelen büyük şehirde yaşama fikrine istediği gibi sivrilemeyip kimliğini kaybedeceği korkusuyla karşı çıkar. Yani kendisine tepeden bakılan bir yerde yaşayamayacağı için Starkfield'a tepeden bakmayı seçer. Ethan'ın annesine bakmaya geldiğinde verdiği "sağlık abidesi" görüntüsünün altında kendi hastalık belirtilerine gömülüp onları incelemekle edinilmiş patolojik ve yalnızlaştırıcı bir saplantı vardır. Kendisi de epey yalnız bir karakter olan Ethan, bir süre sonra karısının "yalnızlığı"nı ve hastalıklarını önemsemekten vazgeçer. Zeena hüzünlü bir sessizliğe bürünürken Ethan da karısına asla kulak asmama kararlılığıyla kendi içine kapanır. Çiftlikteki döngüsel zaman gerçek bir duygusal ve fiziksel ilişki içermeyen marazi bir "yalnızlık" dengesine oturur. Bu marazi denge Mattie'nin gelişiyle görünürde bozulur. Görünürde diyelim çünkü Starkfield'daki hayatın monotonluğu sonunda Mattie'yi de öğütecek ve onu hem Zeena'nın hem de Ethan'ın ayna imgesine dönüştürecektir. Dip Not .. Hikayeyi okumaya başladığımda " Ben bunu bir yerden hatırlıyorum diyordum ki evet filmini izlemişim. İki sahnesi hafızama yer etmişti ve eşsiz güzellikteki kış manzaraları, zorlu gündelik hayat.. Hikayenin sonunda bu üç kişinin müebbet hapis cezası çektiği ve yaşarken ölmek deyiminin gerçek olduğu,
Edith Wharton
kaleminden zamanın Amerikan sosyal hayatının eleştirel yönden anlatıldığı, hikayesi görünüşte yasak aşk hikayesi olsa da altında derin yalnızlık, çaresizlik, yoksulluk, güçsüzlük, vefa, merhamet ve vicdan gibi duygulara dokunmaktadır. Üslûp harika, tasvirleri muazzam.. Tam bir kış şöleni..Severek okudum. Edebiyat severler muhakkak değerlendirmeli, diye düşünüyorum. Son olarak şöyle bitiyorum. Toprağın altında yatanlar o evde yaşayanlardan daha huzurlu ve o evde yaşayanlar yaprağın altıda yatanlardan daha ölü.. Belirlemediğimiz mizaçlarımızın kurbanıyız, isteğimizin ve eylemlerimizin dışındaki zayıflıklarımızın ve eksikliklerimizin." İyi okumalar dileklerimle
·
"Belli bir sarhoşluk içinde yeryüzüne dayanmak daha kolay." ...
Reklam
Doyum içinde ayrılacağımı sandığım bu yaşamdan, zaman zaman algılıyorsun ki, hiç de doyumla ayrılamayacaksın. Hiç yaşanmamış gibi. Doymak mümkün mü. .
1 yorumun tümünü gör
Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm birtakım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için de sevmek. İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan birbaşınalığın çaresizliğini.

Okur takip önerileri

Weltschmerz
@msllSevgiCan ile benzer
leylünehar
@lotuscicegiSevgiCan ile benzer
Begüm Çakır
@begumcakirSevgiCan ile benzer
Daha fazla göster
Acımın derinliğinde, benim için artakalan hiçbir şey yok. Yalnızlığımı algılamamın gururu bile.” .
Reklam
2
2122
21,2bin öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42