İttihat ve Terakki ilk gençliğimden beri ilgimi çekmiş, Türk'ün ruhunun tekrar vücut bulduğuna inandığım bir sosyal ve siyasi hareket.
Doğal olarak dağılma sürecine giren zayıf bir imparatorluğu cansiperane, dövüşe dövüşe, kolay lokma olmadıklarını kanıtlayıp savunarak tarih sahnesinden çekildiler ittihatçılar.
Gerekli miydi, Evet.
Hata yaptılar mı, Çok.
Amma Sarı Paşa'nın ne kadar haklı olduğunu ispatladılar da.
Ruhları Şad olsun.
Türk tarihinde devlet büyüklerinin (!) Türk'ü yok saydığı devir geldiğinde çöküş başlamış ve çok geçmeden de devlet yıkılmıştır. Büyük Selçuklu, Rum Selçukluları, Devlet-i Aliyye. Bu işi Orta Asya'ya kadar vardırırsın.
Dediler ki ülke parçalanmasın, hepimiz osmanlıyız. Tutmadı.
Dediler ki hepimiz müslümanız, ülke parçalanmasın. Tutmadı.
Geldiniz mi Atatürk'ün çizgisine efendiler...
Gelelim kitaba... Bir cihangir solcusunun (Aynı zamanda kürt faşistidir kendisi. Türk diyemez. Dili damağına çakılır.) Türkçülük ile ilgili kitap yazması büyük cesaret. Okurken, Türk diyememiş diğer kitaplarındaki gibi, dedim. Türk sırtından para kazan, TÜRKÇE ile yaz ama... Ama işte...
Kurgu: Eh işte...
Üslup: Eh işte...
Kahramanın bilinçaltından Türkçülüğü kötülemek: Fena değil.
Günümüz sosyal ve siyasi gelişmelere bakaraktan şöyle bitiriyorum kelamı: Geçmişten ders almayan bir milletin efradıyım. Tekerrür ediyor yine tarih. Ama Halaskâr Gazi'nin çizgisine geliyor millet usul usul. Bilhassa yeni nesil. Bekliyorum.
Vesselam...