Şu an bu analizi yazarken çok heyecanlıyım.Neresinden başlayacağımı bilemiyorum.Öncelikle şunu demeliyim ki bu kitaba Kafka'dan "Dönüşüm" Camus'dan "Yabancı" okunmadan başlanmamalı.Çünkü kitabı çok farklı yorumlayabilir mesajı anlamayabilirsiniz.Kafamda bu kitabı okurken o kitaplarla eşleştirdiğim öyle yerler oldu ki.Yusuf Atılgan romanlarında iç gözlem tekniğini kullanıyormuş,psikanalitik incelemeler yapıyormuş. Bu kitapta da bunu oldukça hissedeceksiniz.Ama Zebercet aklından geçeni uygulayan bir karakter.Okurken "aa ne kadar iğrenç" "ne kadar ayıp!!" diyerek aslında biz yapmasak da aklımızdan geçen pis düşüncelerden biri olduğunu fark edeceksiniz.Zebercetin bizden farkı sadece vicdanıyla hareket etmeyen ve etik nedir bilmeyen bir karakter olması."Üvey Anneye Övgü"kitabı kadar olmasa da okurken çok irite olduğum kısımlar var. İnsana okurken yaşatmak onu irite etmek hatta somatik olarak kitap okurken her zaman gerçekleşmeyen kalbimizin hızlı hızlı atması,mide bulantısı gibi bir takım şeyler yaşatmak kolay değil .Bu da yazarın bir başarısı.Yalnızlaşma ve yabancılaşma gayet güzel resmedilmiş.Cinsellik bizim de zihnimiz de geçtiği kadar şehvetli ama bizim yaşayamayacağımız kadar "id" benliğinde.Aslında bu kitap hakkında yazmak istediğim daha çok şey var.Diğer varoluşçu kitaplar gibi bu kitap da her okuduğunuzda size kendinizden bir şeyler katacak.
"Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak,her şeye karşın sağ kalmak,direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?"
Biz birbirimizi tekrar göreceğiz!” diye bağırdım, “Tekrar birbirimizi bulacağız, her türlü sima arasında birbirimizi tanıyacağız. Ben gidiyorum” diye devam ettim, “hem de gönüllü gidiyorum; ancak yine de, ebedî gelmemek üzere desem bile, buna dayanamayacağım. Hoşça kal Lotte!