Bilenler bence. Bir şeyi bilen daha fazlasını merak eder, bulur, öğrenir.
Bilmeyenler ise her gün en azından bir kaç şeyi istemsizce bile öğrenmiş olsaydı, öğrendiklerini içselleştirebilselerdi zaten bilmeyenler olarak kalmazlardı.
Bakış açısına göre haklı bir ifade lakin en çok şey bilenlerin bile evrendeki tüm bilgilerin kırıntısını bile bilmediğini farz edersek aslında her insanı bir nevi bilmeyen görebiliriz. O yüzden bilmeyen öğrenir. Bilen zaten biliyordur. Ancak bilenler daha fazlasını öğrenir, öğrendiği her bilgi de zaten bilmediği bilgidir. İş her açıdan bilmeyenlerin öğreneceğine çıkıyor gibi.
Bir türlü adını hatırlayamadığım ama çok sevdiğimi hiç unutmadığım o öyküyü sonunda buldum.
Bu kitapta 3 öykü var. Biri hiç “kuşkusuz” Esaretin Bedeli. Bunu zaten herkes biliyor ve seviyor. Benim vurgulamak istediğim kesinlikle ilk öykü olan YETENEKLİ ÖĞRENCİ.
Yaklaşık ilk 250 sayfayı bu öykü kaplıyor zaten ve tam bir dram/gerilim örneği. Todd, Kurt’le konuşmaya başladığında cidden boyundan büyük bir işe bulaştığını hiç bilmiyordu. Zaten 13 yaşındaydı. Tam da insana şekil verilebilecek bir yaş değil mi? Bir SS subayı daha ne isterdi ki? Kötülüğün yavaş yavaş bir insanın iliklerine nasıl işlediğini görürken heyecandan yerinizde gerçekten duramayacaksınız.
Bu arada ben bu öykünün bir filmi olduğunu birkaç dk evvel öğrendim. İzleyeceğim ve (okuduktan sonra) izlemek isteyenlere linki bırakıyorum.
720p-izle.com/izle/altyazi/ap...
Ve son öykü var: SOLUNUM METODU. Bu da çok iyi bir hikaye... Ben çok gizemli buldum. Belki en gizemlisi buydu hatta. Kafamın içinde tek bir soru: Varlığını hissettiğim ama göremediğim o şey ne?!!