... uyuşturucu madde kullanıldığında, internette kumar oynandiginda beynin hangi bölgesi uyariliyorsa sosyal medyada alınan her like, beynin aynı bölgesini uyarıyor ve bize aynı hazzı yaşatıyor.
Dijital teknoloji sayesinde hayatımız hızlandı evet, ama bu performansı yaşantımızın tümünden beklediğimizde işler bozuluyor. Daha hızlı konuşuyoruz, daha hızlı yemek yiyoruz, daha hızlı araba kullanıyor hatta daha hızlı para harcıyoruz. Asansörün gelmesi, trafikte yeşil ışığın yanması veya bilgisayarın açılması için gereken birkaç dakika sanki hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor. Bekleme yeteneğimiz giderek köreldi. Sabrımız tükeniyor, tahammül edemiyoruz, öfkeleniyoruz.
İşte bundan ötürü, şimdilerde en çok ihtiyacımız olan şey yavaşlamak: Erasmus'un da dediği gibi "Yavaş yavaş acele etmek", zihin ve beden sağlığımızı korumak için biraz durup nefes almak.
Eskiden kadın ve moda dergilerindeki mükemmel kadın algısı şimdilerde mecra değiştirdi. Sosyal medyada kusursuz şekilde sunulan bedenler kadınların özsaygısını sarsıyor. Bu durumdan en çok genç kadınlar etkileniyor. Zayıf ve formda olmanın mutlu bir hayata sahip olmak için tek yolmuş gibi gösterilmesinin diyete başlama yaşının 10-11’lere inmesinde büyük etkisi var. Çünkü gençler sosyal medyada “formda kalma” hesaplarını sorgulamadan tek gerçeklikmiş gibi takip ediyor.
Sosyal medya sayesinde hayatımıza giren bir başka fobi ise FOMO. Yani sosyal medyadaki gelişmeleri kaçırma korkusu. Uzmanlara göre şimdiki gençlerin neredeyse yarısında FOMO var!
Özellikle son yıllarda en sık yaşadığımız yalnızlık biçimi dijital yalnızlık. Dijital dünyada geçirilen sürelerin bizi hayattan uzaklaştırdığı, giderek sosyal ilişkilerimizin zayıflamasına neden olduğu bir gerçek. Ekranda geçirdiğimiz süreler bizim tercihimiz ve kontrolümüz dışına çıktıkça yalnızlık senfonisi de uzayarak devam edecek gibi görünüyor.
Halbuki kontrolü elimize alıp çevrimdışı dünyaya yüzümüzü yeniden döndüğümüzde daha çok konuşup, daha çok göz teması kurup, duygularımızı 240 karakterle sınırlamadan sevdiklerimizle doyasıya paylaşıyoruz. Bunları yaptığımızda daha keyifli, mutlu insanlar olmadığımızı kim iddia edebilir?