Bakışlarında anlam diye bir şey yoktu, doğuştan dalgınlığı, yüzündeki tüm duygu anlatımlarını ve her türden mimiği yok etmişti; yalnızca akşam olurken yaşam belirtileri ortaya çıkıyordu kendisinde.
"hem böyle bir memlekette evlenmekten maksat ne olacaktı? bu yosunlu damların altındaki kasvetli hayat içinde yaşatmak, bu kirli sokakların bozuk kaldırımları üzerinde süründürmek için evlat yetiştirmek mi?"
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören kendine sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?