Hayat dertlerle doluydu, acılarla, biri bitince öbürü gelen, öbürüne alışırken bir yenisi bastıran ve yüzlerimizi birbirine benzeten derin acılarla. Birdenbire de gelseler, bu acıların çoktan beri yolda olduğunu biliyorduk biz, onlara kendimizi hazırlamıştık, ama gene de dert, bir kâbus gibi üzerimize çökünce bir tür yalnızlığa kapılıyorduk; başka insanlarla paylaştığımızı sandığımız zaman mutlu olacağımız umutsuz vazgeçilmez bir yalnızlık.
“İnsanların çift yaratıldığını söyleyenler yanılıyorlar. Kimse kimseye benzemez ... Bizim her yıldızımız, gökte bir tane, yapayalnız, benzersiz bir fakir yıldızcıktır.”