1000Kitap Logosu
Kerem
TAKİP ET
Kerem
@SefaPezevengi
42 okur puanı
27 Ağu 2019 tarihinde katıldı.
5
Kitap
57
İnceleme
70
Alıntı
0
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Hüseyin Rahmi’yi Okuma Nedenim
Yıllar sonra, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk romanı "Şık"ı yeniden okumaya başladım. Bu kez, sevgili Erkan Irmak'ın hazırladığı, Can Yayınları'nın “Miras” dizisinden çıkan “Açıklamalı Orijinal Metin”inden okuyorum. Bu baskıda, Erkan’ın yaklaşık yedi sayfalık o güzel ve önemli “Sunuş” yazısından sonra, Hüseyin Rahmi’nin 20 Kânunuevvel 1335’te (20 Aralık 1919) yazdığı “Mukaddime”si de var. Hüseyin Rahmi, o önsözünde, şimdilerde -ilk basımından otuz yıl sonra- biraz safdilane satırlar, iptidai hikmetler, çocukça tuhaflıklar, basit tasvirler gördüğünü söylediği ilk romanın o zamanlar nasıl olup da o kadar rağbet gördüğüne şaşırdığını, bu hayretini de Ahmet Mithat Efendi’ye açtığını söylüyor. Efendi’nin yanıtını çok önemsedim: “Oğlum, senin kafandan daha çok şeyler doğacak gibi görünüyor. Eserin en büyük fazileti, okuyanları kahkahalarla güldürmesidir.” Ahmet Mithat Efendi’nin yanıtı, Hüseyin Rahmi’nin ne olduğunu, o gün bugün neden okunduğunu gösteren 'tek' yanıttır bence. Tek demem abartı sayılabilir mi? O zaman ‘düzelteyim’: Hüseyin Rahmi’yi bu zamanda okuyorsam, tek kahkahalarla güldüğüm için okuyorum. ‘Düzelttim’ ama biraz açmak istiyorum: Yazarın amacı salt güldürmek, ağlatmak, coşturmak ya da -olur ya- canından bezdirmek midir? Değildir belki. Bilemem ki. Bunu yazarlarına sormalı. Hüseyin Rahmi’de döneminin İstanbul’u varmış; zamanının batıl inançlarını, insanları bilimin yoluna çekmek için sarakaya alırmış; eski zaman yaşayışını onda bulabilirmişiz... Ne alay ediyor ne de küçümsüyorum; tüm bunlar doğru doğru olmasına da ben bugün Hüseyin Rahmi’yi ya da benzerlerini neden okuyorum diye sorduğumda, bu gerekçeler gelmiyor aklıma. İncelemecilerin, eleştirmenlerin saptadıklarını önemsiyorum. Belki yazar da bunu amaçlamıştır (Hüseyin Rahmi, kimi yazılarında, söyleşilerinde buna değiniyordu yanlış anımsamıyorsam) ama bence onun o zaman da bugün de okunmasının tek nedeni dilidir, üslubudur. Dille üslup derken, Flaubert, Henry James türünden üslup(çu)ları kastetmiyorum: Hüseyin Rahmi’nin üslubu, mizahıdır; Ahmet Mithat’ın yerinde gözlemiyle, okuyanları kahkahalarla güldürmesidir. Bu dediğim salt bizim edebiyatımız için mi geçerli? Alayım çok sevdiğim Molière’i. Dört yüz yıl önce yazmış adamı bugün de kahkalarla okuyorsam, o bitmez tükenmez yergi oklarını kibarlara (burjuvalara), doktorlara, cimrilere, nanemollalara saplamasından çok, yergi dilinin ölmezliğinden, o dilin dört yüzyıl sonra, başka kültürdeki, bambaşka dünyadaki beni güldürmesindendir. Molière’in amacı komedi kılığı altında yermekmiş... Olsun. Kılık, amacın önüne geçiyor bende. Molière de Rahmi de bu yönüyle yaşıyor. Ahmet Mithat Efendi’ye katılıyorum: kahkahlarla güldüğüm için...
Şık
7.4/10
· 1.261 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4
Yaşadınız Öldünüz Bir Anlamı Olmalı Bunun
İki hafta boyunca Selim İleri’nin 2020’de çıkan yeni romanı "Yaşadınız Öldünüz Bir Anlamı Olmalı Bunun"u okudum. Bitti ama bitmeyen romanlardan bu. Bitirirken aydım -son cümlede-: “İşte yaşamınızı böyle yaptınız, böyle var ettiniz.” Neden, bana söylenmiş, beni anlatmış gibi okumadım bu iki adlı -YÖBAOB/GKB- romanı? Demek, bir(çok) kez daha okuyacağım –bitmeyen romanlardan... ... Sıcağı sıcağına -bu roman için: acısı acısına- bir şey yazılamıyor. Kafamda uğultular. Kafam tozkoparan... Kitabın başına, orasına burasına çenttiğim otuzdan çok not... Şimdi, sıcağı sıcağına, acısı acısına bomboş geliyor. Günü gelecek Selim bey: size, bir ölüye -Tanpınar- kendini yazıp anlatana, kendimi yazıp anlatacağım.
2
"Oğul" Günlüğü
Jo Nesbo'nun "Oğul"u 19 Haziran 2021 Cumartesi İki gündür yeni polisiyeler okuyorum. Dün, Jean-Christophe Grangé’nin "Küllerin Günü"nü bitirdim (çeviren: Tankut Gökçe), bu gece de Jo Nesbo’nun "Oğul"una başladım (Çeviren: Can Yapalak). Grangé’yi de Nesbo’yu da şimdiyedek okumamıştım. Küllerin Günü ahım-şahım değildi ama 'oyaladı'. Çevirisinde bir özellik de görmedim eksiklik de. İyiydi. "Oğul"un başlarındayım; seksenyedinci sayfada. Çevirmenine bakma gereği duydum; çünkü bir polisiye romana 'göre' (böyle birşey var maalesef!) çevirisinin güzelliği ilgimi çekti. Bunda Nesbo’nun yazarlığının payı kadar, Yapalak'ın çevirisin de etkisi var bence. (ps: “bir polisiye romana göre” dedim ama bugünün hali bu. Vaktiyle ne güzel çevrilmiş polisiyeler. Polisiye de çeviren şu adlara bakınca aksini düşünemiyor kişi: Sait Faik, Nurullah Ataç, Tahsin Yücel, Oktay Rifat, Bilge Karasu, Memet Fuat, Oktay Akbal, Tomris Uyar, Oğuz Alplaçin [Hayalet Oğuz], Erhan Bener, Çetin Altan, Şen Süer Kaya, Nihal Yeğinobalı, Sinan Fişek, Şadan Karadeniz, Seçkin Selvi, Sevin Okyay, Zeynep Heyzen Ateş...) 20 Haziran 21 Pazar "Oğul" bitti! Beşyüz sayfalık koca romanı iki oturuşta bitirdim. Çok sevdim. Jo Nesbo boşuna sevilmiyormuş. Çevirmeni de kutlamak gerek. Can Yapalak çok güzel çevirmiş. Polisiye romanın konusunu yazacak halim yok. Bir romanın güzelliğinde konunun payı vardır elbette; ama nasıl anlatıldığı çok daha önemlidir. Dünyanın en ilginç, en dahice konusunu bulsanız bile, iki lafı biraraya getiremiyorsanız, okunmaz o roman. Ne der Sarte: "İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazar[dır]." Jo Nesbo’nun kalemi iyi. (Can Yapalak'ın da. ) Ne ‘edebiyat yapacağım’ diye pusulayı şaşırmış ne de polisiye mi; psikolojiyi umursama, uydur uydur ipe diz, önemli olan suç ve şıpınişi çözümdür diye karadüzen yazmış. Temposu hiç düşmeyen bir roman "Oğul". Lise yıllarımda "Monte Cristo Kontu"nu heyecanla, aman çarçabuk bitmesin diye okumuştum. "Oğul"da da aynı duyguları yaşadım. Elbette, ikisini de birçırpıda okumuştum. Çok sevdim "Oğul"u. Jo Nesbo’nun öteki romanlarını da okuyacağım.
Oğul
9.0/10
· 152 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
4
"... Dışlayıcılıkta ilkesel olarak yanlış hiçbir şey yoktur. Kadınların araba kullanmasını yasaklamak rezilce olsa da neo-Nazilerin öğretmen olmasını engellemek rezalet değildir. Kültürel çalışmalar söyleminin bizzat kendisi son derece dışlayıcıdır: Çoğunlukla cinsellikle ilgilenir ama sosyalizmi dikkate almaz, ihlali içerir ama devrimi içermez, kimliği inceler ama yoksulluk kültürünü incelemez. Siyaseten doğrucu öğrenciler kampüslerde ırkçıların ve homofobiklerin konuşmasını yasaklar ama ucuz emeği sömürenlerle işçi sendikalarını kapatmak isteyen siyasetçileri genelde pek umursamaz. Kendi kendilerine sansürcü rolünü üstlenen bu kişiler, marjinalliği över ama şu an marjinal olan bazı kimselerin ne pahasına olursa olsun öyle kalması gerektiğini fark etmezler. Bunların başında seri katiller ile psikopat kült önderleri gelir. ... Tüm azınlıkların hevesle kucaklanmaması gerekir: Egemen sınıf, bu azınlıkların bir örneğidir; başka insanlardan parçalar kesip akşam yemeği için pişirmekten hoşlananlar da öyle..."
Terry Eagleton
Sayfa 40 - Çevirmen: Berrak Göçer
4