İnsanın duracağı ve gideceği yeri bilmesi; onu önce her duruma uyum sağlamanın yorgunluğundan, sonra da uyum sağladığı için duyacağı vicdan azabıyla kendisini hırpalamaktan kurtarması demektir.
İslâm tek bir insan modelinde ısrar etmez. Dünyanın her insan tipine ihtiyacı vardır. İyi Müslüman olmak, fıtratımızı zorla yeni kalıplara sokmak değil; İslâm'a candan teslim olmak, onun dışında bir yol düşünmemektir.
Kuran'ın bize anlattığı kıssalarda olumlanan ve âlemlere örnek olarak sunulan insanlar hemen her zaman bizlerden daha olumsuz toplumsal şartlarla karşılaşmışlar ama hiçbir zaman o şartların mahkûmu olmamışlardır. Hep dönüştüren insanlar olmuşlar; dönüştüremedikleri durumlarda dönüşen olma rahatlığını da seçmemişlerdir.
Nebevî yöntem; yaşadığı coğrafyayı, elindeki imkânları, muhatabının niteliklerini çok iyi tanıyan ve stratejisini akıllıca kuran (kendi kulluk çabasını Allah'a bırakmayan), bunu yaparken dua ve tevekkülün kudretinden güç alan, sabır ve cesaret ahlâkı üzerinde yükselen bir yöntemdir. Bu açıdan diyebiliriz ki "Elimden ne gelir?" sorusunun cevabı, aklımızı, inancımızı ve ahlâkımızı bu nebevî temeller üzerinde yükseltip yükseltmediğimizle ilgilidir.