Bazen hiç beklemediğiniz ve belki de en çok ihtiyaç duyduğunuz anda kendinizi yeni bir yerde, yeni insanlarla birlikte bulur ve yeni şeyler öğrenirsiniz. Bir gece karanlık ve ıssız bir yolda bana da öyle oldu. Geriye dönüp baktığım zaman o andaki durumum, o zamanki hayatımın bir simgesi gibiydi. Yolda kaybolduğum gibi hayatta da kaybolmuştum; tam olarak nereye gittiğimi ya da neden o yönde ilerlediğimi bilmiyordum.
Bazı hikayelerin görevi seni sonsuza kadar taşımak değil, olgunlaştırmaktır. Unutma, vazgeçmek kaybetmek değildir. Vazgeçmek artık taşımaman gerektiğini anlamaktır.
Butimar kuşunu hiç duydun mu? Adı Pers mitolojisinde geçer. Bu kuş sadece deniz suyu içebilirmiş. Rivayet odur ki bu yüzden denize aşık olmuş ama bu karşılığı olmayan bir aşkmış. Her gün denizin kenarında bir kayaya konar ve uzun uzun aşkını izlermiş. Bununla beraber önüne geçilmez bir korku da günden güne içinde büyümüş ve “Her gün suyunu içtiğim bu deniz ya bir gün kurursa, o zaman ben ne yaparım?” kaygısıyla günlerini geçirmeye başlamış. Bu korkusundan dolayı o çok sevdiği denizden su içmeyi bırakmış. Sonuç olarak da Butimar kuşu susuzluktan ölmüş. Onsuz yaşayamayacağını düşündüğü denizi tüketmemek için kendini tüketmiş. Ona hayat veren deniz için, göz göre göre hayatına son vermiş. Onun için yaşamak yerine onsuz yaşayamam kaygısına boyun eğmiş.