Bu ölmüş, boş arkadaşlıkların yaşamın en hüzünlü şeyi olduğunu düşündü. Bir zamanlarki arkadaşı, kaçınılmaz olarak geçen yıllarda değişti, bu nedenle de kaçıyor, yanıt vermiyor artık, o bir yabancı; ama içinde arkadaşının hâlâ canlı bir kısmını barındıran bir yabancı.
Büyük kentlerin yaratıcısı yapay insan ruhu kendini kendi sanrısında bulur, sadece elektrik santrallerinde ve mekanik gürültülerin duyulduğu gecede, yaşamın uçsuz bucaksız yapaylığında. Oysa gündüzleri, her zaman güneş, insan ötesi doğa saltanatını sürer.
Sanatın insanı altüst eden acısı, kendinden geçtiği günlerde kendini ilk kez, tatlı ama acımasız biçimde ifşa ettiği andan itibaren, sonsuza dek damarlarındaki kanda dolaşacaktı.
Hiçbir şey, hiçbir şey duymuyordu, hiçbir yaşam heyecanı, hiçbir ürperti duymuyordu; sadece sevgilisi için, dünya için, ruhunun huzuru için, şiddetli bir yaratma, yaratma arzusu duyuyordu.